Sabır…



Sabır…

1. (3232)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:

“Allah’tan kork ve sabret!” buyurdu. Kadın
(ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):

“Benim başıma gelenden sana ne?” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) uzaklaşınca, kadına:

“Bu Resûlullah idi!” dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâm’ın kapısına koştu. Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve:

Ey Allah’ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir” buyurdu.”

[Kütübü Sitte]

2. (3233)- Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı şunları söylerken işittim:

“Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah’ın emrettiği: “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn, allahümme ecirnî fi musîbetî vahluf lî hayran minhâ: “Biz Allah’ınız ve ancak O’na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver” derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir.

“Ümm-ü Seleme der ki: “Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: “Ebu Seleme’den daha hayırlı olan hangi müslüman var?
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi” dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı verdi.
Şöyle ki: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtîb İbnu Ebî Belte’a’yı göndererek kendisi için beni istetti.
Ben: “Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resûlullah’ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)” diye cevap verdim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

Kız çocuğuna gelince, Allah’a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah’a gidermesini dua ederim” buyurdular.”

[Kütübü Sitte]

5. (3236)- Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mü’min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) elinden alındığı zaman sabreder ve mükâfaat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükâfaata razı olmaz.”

[Kütübü Sitte]

AÇIKLAMA:

1- Burada, evladı elinden alındığı yani öldüğü zaman sabreden mü’minin mükâfaatı dile getirilmektedir. Doğrudan evlad denmeyip, evladın anne veya baba yanındaki sevgi açısından yeri zikredilmektedir:

Arz ahalisi içinde en ziyade sevdiği. Mamafih hadis, çocuğu olmayan bir kimsenin çok fazla sevdiği bir yakınını da içine alacak bir mâhiyettedir. Öyle ise evlad kadar sevdiği bir yakınını şu veya bu şekilde kaybeden mü’min, onun mükâfaatını düşünerek sabrederse, onun, bu sabrı karşılıksız kalmayacaktır.
Çünkü hadis-i kudsîde “Kulum beni nasıl bilirse ben ona öyle davranırım” buyrulmuştur.[11]

[Kütübü Sitte]

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir