Gıybet – Lakap Takma Ve Alay…



Gıybet - Lakap Takma Ve Alay...

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

11- Ey inananlar! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Belki alay ettikleri kimseler
, kendilerinden iyidirler. Kadınlarda başka kadınlarla alay etmesin. Belki onlar kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra fasık (yoldan çıkmış) olmak ne kötü bir addır. Kim tövbe etmezse, İşte onlar, zalimlerdir.

12- Ey inananlar! Zandan çok sakının. Zira zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerinizi araştırmayın; biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O halde Allah’tan korkun, şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
Hucurat Suresi – 11-12

Ayetle İlgili Hadisler:

  • Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”
 
“Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine:
 
“Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam:
 
“Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
 
“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.
Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70, (2589).
  • Ebu Davut, Müsedded, Yahya, Süfyan, Akmar oğlu Ali, Ebu Huzeyfe, Hz. Ali senet zinciri ile şu hadisi bizlere nakleder:
Hz. Aişe der ki: Resulullah’a “Safiyye’nin şöyle şöyle olması sana yeter” dedim. (Müsedded’in rivayetine göre boyunun kısalığını kastetmişti) Bunun üzerine Resulullah “Öyle bir söz söyledin ki, şayet denizin suyuna karıştırılsa idi onu bulandırırdı” buyurur. Hz. Aişe der ki: Resulullah’a birisini anlattım da bana dedi ki: “Başıma şu şu hallerin geleceği tehdit edilirken bir başka insanın durumundan söz edilmesini sevmem.”
 
Ebû Hureyre (r.a) şöyle demiştir:
 
el-Eslemî (Mâiz b. Mâlik) Rasûlullah (s.a)’e gelip, bir kadınla haram ilişkide bulunduğuna dört kez şehadette bulundu. Her seferinde Rasûlullah ondan yüz çeviriyordu. Beşinci seferde ona döndü ve:
 
“Onunla birleştin mi?” dedi. Mâız:
 
Evet Rasûlullah (s.a);
 
Sendeki şu (âlet) ondakinde kayboluncaya kadar mı?
 
Evet
 
Mil, sürme kabında ve kova ipi kuyuda kaybolduğu gibi mi?
 
Evet
 
Zinanın ne olduğunu biliyor musun?
 
Evet, insanın hanımı ile helâl olarak yaptığını ben onunla haram olarak yaptım.
 
Bu sözle ne demek istiyorsun?
 
Beni temizlemeni istiyorum.
 
Bunun üzerine Rasûlullah emretti ve (Mâiz) recmedildi.
 
Rasûlullah (s.a), ashabından iki kişiden birisinin öbürüne; “şu adama bak! Allah onu gizlemişken nefsi onu bırakmadı da köpek taşlanır gibi taşlandı (recmedildi)” dediğini duydu. Hiç ses çıkarmadı, sonra bir müddet yürüdü ve ayağını dikmiş bir eşek leşine rastladı.
 
“Falan ve falan neredeler?” dedi.
 
Onlar Biziz Yâ Rasûlullah! Dediler
 
” İniniz ve şu eşeğin leşinden yiyiniz” buyurdu.
 
Adamlar:
 
“Ey Allahirî nebisi! Bundan kim yiyebilir ki?” dediler. Rasûlullah:
 
“Sizin az önce kardeşinizin ırzına sataşmanız, bunu yemekten da¬ha şiddetlidir. Bana sahip olan (Allah’)a yemin ederim ki o şimdi Cennet nehirlerine dalmaktadır” buyurdu.
[Ebu Davud / Hadler/4428…  ]
  • Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
“Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı.
 
“Ey Cebrail! Bunlar da kim?” diye sordum.
 
“Bunlar, dedi, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir.”
Ebu Davud, Edeb 40, (4878, 4879).

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir