İslam’da Hoşgörü ve Müsamaha



İslam’da Hoşgörü ve Müsamaha - www.inanankalpler.net

Dört kişiye bir cisim gösterilse, her biri bu cismin ayrı ayrı renklerde olduğunu söylese; mesela buna birisi beyaz, diğeri siyah dese… Üçüncü şahıs bunun rengi yeşildir derken, diğeri de bu sarıdır dese… Siz bunların hepsine birden “Doğru söylüyorsunuz” diyebilir misiniz?

Yine bunun gibi, bir adam “Şu iş iyi bir iştir; bunu yapın!” derken, bir başkası aynı işin kötü olduğunu söyleyerek “Bundan sakının!” dese, bu iki kimsenin birden görüşlerinin doğru ve hükümlerinin isabetli olduğunu düşünmek mümkün mü?

Böyle olunca, birbirine ters, birbirini tutmayan böylesi çelişkili söz ve hükümlerin hepsine birden doğrudur diyen
bir kimse, ya herkesi memnun etmek istemektedir; yahut da bu adam, düşünmeden ve meseleleri ciddiyetle değerlendirmeden görüş beyan eden birisi olup, onun durumu bu iki şıktan birinden hali değildir.

Her iki durum da, akla ve açık gerçeklere zıt düşer. Hangi sebeple olursa olsun, akıldan ve doğruluktan yana olan bir kimseye, her biri bir türlü söyleyen ve birbirleriyle açık çelişkiler içinde bulunan birkaç kişiyi birden tasdik etmek yakışmaz.

İslam’da Müsamaha 

Zannediliyor ki, her biri değişik görüşler ileri süren ve birbirleriyle çelişki içinde bulunan kimselerin hepsini birden tasdik etmek, bir müsamaha eseridir! Halbuki gerçekte bu hal bir müsamaha değil, aksine çok çirkin bir münafıklık ve ikiyüzlülük örneğidir.
Çünkü, müsamahanın manası, başkalarının bizce batıl olan inanç ve amellerine tahammül gösterip, hissiyatlarını rencide edecek şekilde onları tenkit etmememiz, inanç ve ibadetlerinden ötürü olarak baskı yapmamamızdır. Bu ölçüler içinde insanlara inanç ve ibadet hürriyeti vermek, sadece güzel bir iş değil, her şeyden önce bu, inanç ve yaşayışları değişik muhtelif cemaatler arası iyi ilişkilerin ve barış havasının devamı için şarttır.
Fakat, hudutları ve çerçevesi belli bir akideye iman ettikten sonra sırf gönüllerini hoşnut etmek için, inancımıza yüzde yüz zıt ideoloji sahibi insanlara, siz de haklısınız” dememiz veyahut da, belli bir hayat tarzını kabul ettikten sonra, bizim yaşayışımıza uymayan yollara insanları davet eden kimseleri tasdik etmemiz, hiçbir şekilde müsamaha ile yorumlanması mümkün olmayan bir nifak alametidir. Tabii ki, her hangi bir maslahattan dolayı susmakla, bile bile yalan söylemek, farklı şeylerdir.

İslamın kabul ettiği ve istediği hakiki müsamahayı şu ayetler beyan etmektedir:

“Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyin ki, onlar da aşırı giderek ve cahillik ederek Allah’a sövmesinler.”
(En’am Suresi /108)

“Mü’minler batıl ve yalan irtikap edilen yerlerde bulunmazlar… Faydasız bir şeye rastladıkları zaman, vakarla geçer giderler.”
(Furkan Suresi /72)

“De ki:Ey kafirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam, benim tapdığıma da sizler tapmazsınız. Sizin taptıklarınıza ileride de tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapmayacaksınız. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”
(Kafirun Suresi /1-6)

“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara Suresi / 256)

“O Mü’minler, kötülüğü iyilikle savarlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfederler. Boş söz işittiklerinde, onan yüz çevirerek: Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz de sizedir. Size selam olsun! Biz, cahillerle ilgilenmeyiz” derler.”
(Kasas Suresi / 54-55)

“Sen davetini yap ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki onlara: Allah’ın indirdiği kitaba inandım. Aranızda hükmetmekle emrolundum. Allah, bizim de Rabbimizdir, sizin de. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş O’nadır.”
(Şura Suresi /15)

“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır. Onlarla tartışırken en güzel yolu seç.”
(Nahl Suresi/125)

Evet, aklı başında, doğruluğu seven ve hakperest bir insanın kabul ve tatbik edebileceği müsamaha budur. Bu kimse, doğruluğuna inandığı akidesine, sadakat ve ihlasla ve dört elle sarılarak, inandığı davasına insanları cesaretle ve gözünü kırpmadan davet eder. Yalnız, hiç kimseyi acıtmadan, gönül kırmadan, sataşmadan, başkalarının inançlarına saldırmadan ve kimsenin ibadet ve ayinine engel olmadan bu işi yapacak ve kendi dininin doğruluğuna ikna etmeden önce hiç kimseyi bu dini kabule zorlamayacaktır.

Lakin, Hakk’ın hak olduğunu söylememek, batıl’a da batıl olduğunu bildiği halde “Haktır” demek, hiçbir şekilde dürüst ve cesur insanın yapacağı bir iş değildir. Bu, çok çirkin bir dalkavukluktur. Hele hele, insanların hoşnutluğunu kazanmak için yapılacak olursa…

Bu tür davranışlar, sadece ahlaki bir düşüklük olduğundan dolayı kötü değildir, iyi düşünülürse, bu kabil işlerin hayatta sağlayacağı hiçbir yarar yoktur. Çünkü insan, başkalarını razı ederek hedefine ulaşamaz. Bunu, Rasulullah’a hitabeden şu ayet -i celilede Allah-u Teala beyan etmektedir:

“Yahudiler ve Hristiyanlar, sen onların dinlerine uymadıkça, katiyen senden hoşnut olmazlar. De ki, Allah’ın hidayeti gerçek hidayettir. Eğer, sana gelen bunca ilimden sonra, onların hevalarına tabi olursan, andolsun ki senin için Allah’dan başka bir dost ve yardımcı yoktur.” (Bakara Suresi /120)

Kaynak : Mevdudi Tüm Eserler – Modern Çağda İslami Meseleler

İlah Arayışının Fıtrattaki Yeri

Nasıl Güzel Geçinilir?

İbadet Duygusunun Oluşum Nedeni

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir