Özgürlük Adına

Özgürlük Adına - www.inanankalpler.net

Feministlerin iddia ettiği gibi eşit değildiler. Fiziken ve ruhen farklı yaratılmışlardı. Ama birbirlerine muhtaçtılar. Tıpkı bir elmanın iki yarısı gibi.

Kadın zerafet menbaı, şefkat kaynağı. Erkek de aile ocağında, huzurun mimari. Biri olmayınca, ötekinin varlığı anlamını yitiriyordu. Onlar da, ilk başlarda çok güzel giden bir evliliğin, baş kahramanıydılar.

Eskiden erkek evine kapıdan her girişinde daha da güzelleşmiş bulduğu karısının kendisini neşeyle karşıladığına şahit oluyordu. Ama kısa bir süre sonra eşine her istediğini kolayca kabul ettiren kadın, yeni keşfettiği lezzetlerin teşvikiyle yuvasını huzurunu tehdit eder davranışlarda bulunmaya başladı. Hatta bu keşiflerini kendi kafasına göre yorumlamanın hazzı ve gururuyla, artık kocasına hep tepeden bakan biri haline geldi.

Evlilik denge işiydi aslında. Karı kocadan hangisi olursa olsun, diğeri karşısında üstünlük iddiasına girişirse dengeler bozulup, huzursuzluk da kaçınılmaz hale geliyordu.

Gün geçtikçe, kendisine televizyon ekranlarında her gün takdim edilip duran imajlara tutkunluğu artıyordu kadının…
Onlar gibi bir işte çalışmak, kendi kazandığı parasıyla eğlence ve lüks içinde, hiç kimseye hesap vermeden özgürce yaşamak istiyordu.

Kocası, onun ruhundaki yeni temayülleri hep hayra yormak için çırpınıyordu. Nafile…
Kadın her geçen gün, nezaketsizliğinin ölçüsünü kaçırıyor, olur olmaz her yerde eşinin kusurlarını sayıp döküyordu. Kendini, hayallerinin büyüsüne iyice kaptırınca, evi ile de asla ilgilenmez oldu. Aslında bencil davranışlarını, eşitlik iddialarıyla perdelemek istiyordu. Eşinin ruh halini kavrayarak müsait anlarda kendi arzularını, onun kalbine aksettirmek becerebileceği bir akıl tarzı değildi zaten… Sanki eşitlik değil, sömürme arzusu, erkeği yok sayma arzusuydu bu.

Karı- koca arasında ruhlar arası bir köprü atılmazsa, evlilik buhranlar diyarına dönüşüyor. O yüzden uzun yıllar evde hüküm süren derbederlik, erkeği canından bezdirdi. Anahtarıyla kapıyı açıp da eve girdiği anda bile, şahit olduğu nezaketsiz davranışlar, artık onu da huzursuzlaştırmaya başladı.
O, kadına ezelde verilen hakları, asla reddetmiyordu ki… İstediği bir parça sevgi, bir parça saygı…

Kafasında yarattığı fantezilerin esiri olan kadına, artık gerçek hayat da çekilmez geliyordu. En sonunda zehrini akıttı eşinin ruhuna… Aklına gelebilecek en kötü hakaretlerde bulundu. Adamın gönül yaralarının iyileşmesini beklemeden de soluğu babaevinde aldı…

Onun tekrar evine dönmesi fikri bile, adamın içine ürperti veriyordu. Hayallerinin cazibesine kapılmış karısının, gittikçe küstahlaşan hal ve tavırları onu korkuttu. Sonunda çareyi ondan ayrılmakta buldu. Kadın giderken, kimsenin istemeye cesaret edemeyeceği miktarda yüklü bir tazminatı da erkeğinden koparmayı başardı. .

 

Yıllar sonra karşılaştılar. Kadın arzusuna ulaşmıştı. Bir mağazada çalışıyordu.

Yeni eşiyle, onun iş yerine alışveriş yapmaya gelen eski kocasını bir gün aniden karşısında görünce şaşırdı. Acemi hareketleriyle, paket yapmak için eline aldığı bir lambayı yere düşürüp kırdı. Onun bölümünden sorumlu şef, derhal yerdeki cam kırıklarını temizlemesi için kadını uyardı.
Hayret etme sırası adamdaydı şimdi. Bir zamanlar evinde sultan olmayı reddeden, kendi işini bile yapmaktan aciz kalmış kadın, olağanüstü bir itaatle yerleri süpürüyordu.

Kadına gelince… Boşanırken aldığı o tazminatı, kısa zamanda har vurup harman, savurmuştu. Parası tükenip de, hayatın acı gerçekleriyle yüzyüze geldiğinde, bütün hayalleri de suya düşmüştü. Kadın; hiçbir şeyden habersiz neşeyle alışveriş yapmaya çalışan, yuvasının yeni sahibesinin ardından hasetle ve üzüntüyle baktı, kaldı.

Diğer yaşanmış hayat hikayelerimden sizin için seçtiklerim… 

Bir Masal Gibi

Tavafta Elele

Islah Oldu

Geciken Nedamet

Bir Hidayet Yolu

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir