Kulluk Ve Kulluğun Mükafatı

Kulluk Ve Kulluğun Mükafatı - www.inanankalpler.net

Kulluk, salat (dua, namaz, hamd, secde, tesbih ve kunut) itaat, kainatta bulunan canlı cansız, şuurlu-şuursuz bütün varlıkları kuşatmıştır ve insan da bu kainatın bir parçası olarak, gerekli kulluk ve itaatla yükümlüdür.

İnsan, ister Allah’a inansın isterse inanmasın, ister O’na, isterse taşa, ağaca tapsın, ister O’na, isterse bir başkasına kulluk etsin sonuç hiç değişmez. Şuurlu-şuursuz, kasıtlı-kasıtsız, ister-istemez her an Allah’a kulluk içindedir. Çünkü maddi yapısı kainatın bir parçası olarak bunu gerçekleştirir.

Ayakta durmak, oturmak, uyumak ve uyumamak, yemek, içmek, ve bütün bunlar O’na itaatin açık bir şeklidir. İnsan kendi iradesi ile bir başka yaratığa kulluk dahi etse onun varlığı asıl ilah’a kulluk ve itaat içindedir.

Damarlarında dolaşan kan, atan kalp, ve hatta kötü amaçlar için kullanıyor dahi olsa dili, Allah’a itaat içindedir ve bütün bunlar O’nun iradesiyle gerçekleşir. Ama önemli olan bu kulluk ve itaatin irade gücü de dahil bilinçli bir şekilde O’na yapılması gerektiğidir. İşte bu gerçekleşecek olursa insan, sonu ebedi mutluluk olan mükafata kavuşur.

Kulluğun Mükafatı

Allah’a yapılan kulluğun karşılığı nedir?

Bu soruya verilebilecek en kısa cevap:

Bu ibadetin mükafatı hayat ve varoluşun devamı, ona bağlı olarak da rızık olabilir. Allah’a ibadet eden her şey, daha güzel bir ifadeyle, fıtrat kanununa tabi olan her şey, hayatla nimetlenir, varoluşu fıtri kanuna uygun olarak devam eder ve rızık olarak ifade edilen mükafata ulaşır.

Allah’a ibadet etmeyen ve fıtrat kanununa karşı gelen her şeye yokluk takdir edilir. Böylece varlık nimetinden ve hayattan mahrum olur. Kainatta her şeyin tabi olduğu kanun budur. Taş, ağaç, hayvan, insan -kafir veya mü’min bundan istisna değildir.

Rızkın Verilmesi  İle İlgili Ayetler… 

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. (Allah) onun durduğu ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi açık bir kitap (Levh-i Mahfuz)dadır.” (Hud – 6)

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden) çevriliyorsunuz? (Fatır – 3)

“O size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyüp, Allah’ın rızkından yeyin. (Sonunda) dönüş O’nadır.” (Mülk – 15)

“Yahut yaratmaya kim başlıyor, sonra onu (kim) iade ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor?) Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? De ki: Eğer doğru iseniz delilinizi getirin.” (Neml – 64)

“Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahman’dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmektedir. Yahut Rahman’dan başka size yardım ed(ip sizi O’nun azabından kurtaracak) ecel askerleriniz kimdir? Kafirler derin bir gaflet ve aldanma içindedirler. Yahut Allah, rızkını tutacak olursa size rızık verecek olan kimdir? Doğrusu onlar azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler.” (Mülk – 19/20/21)

Bu ayetlerden hareketle ulaşacağımız sonuç şudur:

İnsan, Allah’a ibadet konusunda kainatta bulunan diğer varlıklarla aynı seviyede olduğu gibi, mükafat konusunda da onlarla aynı seviyededir.

İnsan ve diğer varlıkların elde ettiği mükafatlardaki şekli farklılıklar, ihtiyaç ve kabiliyet farklılığına dayanır. Mükafatın şekil ve görünüşlerine bakmadan, insan dahil diğer bütün varlıkların muhatap olduğu mükafatın mahiyetini araştırdığımızda şunu görürüz:

Rızkı Veren O'dur - www.inanankalpler.net

Allah (c.c.), bütün bitki, hayvan, ve diğer varlıkların ihtiyaç ve kabiliyetlerine göre onların yaşamasını temin eder. Rızık sebeplerini yarattığı gibi insanın da ihtiyaç ve kabiliyetine göre rızık ve yaşama şartlarını hazırlayarak onu mükafatlandırır.

Bu konuda, insanın diğer varlıklara olan üstünlüğü, mükafatın şekli yönünde olup, özde bir farklılık yoktur. Yani, mükafat varlıkların ihtiyaç ve kabiliyetlerine uygun olarak verilir.

Mesela fare ancak ihtiyaç ve tabiatına uygun olarak mükafatlandırılır, başka bir varlık da başka bir biçimde. Birisi için mükafakat olan, ihtiyaç ve tabiat farklılığından dolayı bir başkası için kötü olabilir.

Rızkı Veren O’dur

İşte mükafatlandırmadaki şekli farklılık, fıtri farklılıkdan kaynaklanmaktadır.

Dünyada, sayısız nimetler içinde bulunan bir kimsenin, çiçeklerle donatılmış bir yerde hissettiği mutluluğu, bir serçe ancak ottan yapılmış bir yuvada hisseder. Çiçeklerle donatılmış bir mekan, elbette otlardan yapılmış bir yuvadan daha iyidir derken, bunun insanlara göre olduğunu unutmamamız gerekir. Bir serçe için durum bunun tam aksidir. Varlıkların, ihtiyaç ve tabiatlarına göre mükafatlandırılmaları esastır.

Konuya bu açıdan yaklaştığımızda, hem mekanı çiçeklerle donatılmış insanın, hem de ottan yapılmış bir yuvaya sahip olan kuşun ihtiyacı yapılarına uygun olarak karşılanmıştır. İşte bu yönüyle yuvasındaki kuş ile, çiçeklerle süslenmiş evdeki insanın, Allah (c.c.) tarafından kendilerine bahşedilen mükafatta (gaye mutlu olmak, rahat olmak vs. ise) eşit olduklarını görürüz.

Bütün bunlar, kafir, müşrik, veya şükreden bir mü’min için de aynen geçerlidir. Allah (c.c.), rızık, varlık ve koruma nimetlerini sadece kendine kulluk eden, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayan mü’minlere verdiği gibi, kendisini inkar edip, kulluktan kaçınan veya canlı-cansız başka şeyleri O’na ortak koşan kimseleri de bu ve diğer nimetleriyle kuşatmıştır. Kafir, fıtrat kanununa uyma konusunda veya başka bir ifadeyle “fıtri ibadette” bir mü’minden daha fazla dikkat gösterirse mükafatı fazla bile olabilir. (Sağlık, sıhhat, dinçlik vs.).

Kaynak : Mevdudi Tüm Eserler – İslami Kavramlar Bölümünden derlenmiştir….

İbadet Dinin Esasıdır…

Bir yorum

  1. Vedat Toksöz 13 Temmuz 2018 Alıntıla

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir