Bir Masal Gibi

Tevekkül Etmek - www.inanankalpler.net

Genç adam, durup dururken yürüyemez olan ayaklarından dolayı şaşkınlık içindeydi. Hayati tehlikeyi atlatması için, onu yoğun bakıma aldılar.

Hastalığının teşhisini koymaktan aciz kalmış doktorlar, odaya girip çıktıkça, Celalettin de, bir belirsizlik girdabına itilmişliğinin acısını, yakınlarından çıkarıyordu. Biri henüz üç hafta önce evlendiği talihsiz eşi… Diğeri annesi…

Onlar da hala, başlarına gelen bu kötü olayın şokunu üzerlerinden atabilmiş değillerdi.

Ana, canının parçası yavrusu için nasıl da dualar ediyor. Geceler boyu uyumadan, bütün şefkatiyle Celalettin’in bakımı için seferber olmuş. Anne böyle de, yar farklı mı?

Ellerinin kınası hala kaybolmamış taze gelin, yanı başında tüm metanetiyle efendisinin hizmetinde… Ve Celalettin hırçın… Celalettin küskün…

O eskiden çok sevdiği, kendisine huzur sunan geceler, artık düşmanı gibi… Sabahlara kadar süren ızdıraplarını, sanki karanlıklar daha da çekilmez hale getiriyor. Ve en kötüsü… Mardin’e öğretmenlik yapmak için tayini çıktığında, vatan hizmeti adına büyük bir hevesle koşmuş olan delikanlı, şimdi karyolasının başında, kim bilir hangi duygularla bekleyen eşini gördükçe, içinden ölmeyi diliyor. Daha üç hafta önce, kardeşiyle birlikte çifte düğün yaptıkları günü hatırlayıp, mutluluklarına gölge düşüren, ani hastalığına bir türlü anlam veremiyor.

 

Hastahane günleri geride kalmış, evine dönmüştü. Lakin hayatını artık tekerlekli sandalyede sürdürmek zorundaydı Celalettin.
Cenab-ı Hakk’ın önünde, kaderini tevekkülle kabullenmesi, ruhundaki derin acıların da silinmesine vesile olmuştu. Bunda, her daim yanında, yuvasının kandilini söndürmemek için yaralı bir kuş gibi çırpınan eşinin de büyük payı vardı kuşkusuz. “Allah insana çekemeyeceği yükü yüklemez” diye düşünüyordu.

Türkiye, özürlüler için asla bir cennet değildi. Böyle bir ülkede yaşamanın zorluğunu uzun yıllar çekti Celalettin. Herhangi bir bedeni engel yüzünden, işlerini kaybeden insanlar yardıma muhtaç bir tüketici sınıfına sokuluyorlardı. Babasının içinden dolayı çocukluğunu Almanya’da geçiren delikanlı, orada üretken hale getirilen özürlü insanlarla yaşamın her noktasında karşılaştığını hatırladı. Ortopedik engelli bir kişi, gerektiğinde eğitim görmek için, kendine uygun okulu bile bulmak hakkına sahipti. Ya kendisi…

Binbir emekle öğretmen olmak için çabalamıştı. Hayret!..
Ayakları tutmaz olunca, eğitime katkıda bulunması dahi engellenmişti. Ama, esas mesleğinde çalışmak istiyordu. Ülkesine katkıda bulunmak… Yuvasını başkalarına muhtaç halden kurtarmak… Koluna girip de, sokaklarda birlikte yürümekten mahrum bıraktığı vefakar eşini, kendi kazancıyla mutlu edebilmek… Üstelik hayata sıkı sarılması için, artık iki yavruya da sahipti. Tanrı bütün olumsuzluklara rağmen, onlara bu saadeti bahşetmişti.

İster sağlam, ister özürlü olsun her fert, kendisinin toplumun vazgeçilmez bir parçası olduğunu çevresine ispat git-meliydi. Bu niyetle, hiç düşünmeden iş aramaya koyuldu. Mademki öğretmenlik yapmasına izin verilmiyordu. O da, pekala bir okulda memur olarak çalışabilirdi.

Nihayet arzusu gerçek olduğunda, geçmişte yuvarlanıp gittiği o karamsarlık dehlizlerinden de kurtuldu. Evine yakın bir okula, eşi onu tekerlekli sandalyesiyle götürüp getiriyordu. Yüzlerine bakmaya doyamadığı iki yavrusuna da, daha bir sahiplenir oldu. Onlara kendi eksiğini hissettirmemek için gece gündüz çaba gösteriyordu.

Artık eşi onu her yere götürüyordu. Kucağında çocukları ile birlikte onları görenler, yüzlerine yarı acıma yarı gıpta ile bakıyorlardı. Ama gençler bu duruma hiçbir zaman aldırmadılar.

Sağlıklı olup da, çocuklarıyla parklarda, bahçelerde oynamayı istemez miydi Celalettin? Yine de özürlü iyi bir kul olmayı, sağlıklı hayırsız bir kul olmaya tercih edecek kadar ulvi düşünüyordu.

En azından gözleri görüyordu. Allah bütün güzellikleri temaşa zevki bahşetmişti ona. Her güzellikte ruhunu yıkama fırsatı vermiş, muhabbet vermişti gönlüne… O’nun vahiyleri ışığında sık sık sesleniyordu kendine…

“- Önce sen imtihan yerini, mutluluk diyarına çevir Celalettin. Sonra sıra Rabbine gelsin. Çevreni kuşatan sınırrsız güzelliklerin farkına varmadan yaşarsan, bu kıymet bilmezliğinle nasıl Cennete layık olabilirsin. En büyük sınavlar karşısında dahi sabır gösterirken, gülümsemeyi de hiç ihmal etme!.. Çünkü sen, Allah taradfından programlanmış bir halifesin. O’nun rahmetinden öyle bir damlasın ki, bu her sıkıntıya değer.”

 

Kendini Yaradan’ın muhteşem öğütleri, bir Mevlit Kandili gecesi Celalettin’in gönül alemine ayna gibi yansıdı. Bir kula ikram edilebilecek en güzel hediyeyi de aldı. Kucağına ikiz yavrularını verdiler.

Özürlü olmanın külfetini yıllarca çekmiş adam, onların kutlu, mübarek bir gecede isimleriyle geldiklerini düşünerek gözyaşları içinde seslendi çocuklarına.

“- Amine, Hatice.”

Kendisini, hem de Peygamberinin doğum gününde ikiz çocuk babası yaparak, hayatının en güzel armağanını almasına vesile olan sevgili karısının başucuna gitti.

“- Sabrı ve edebi senden öğrendim.” dedi ona. “Hani İsa’nın nefesi, ölüyü diriltmiş ya…  Senin yanıbaşımda aldığın her nefes de, benim yorgun ve küskün yüreğimi, yeni baştan diriltti.”

Eşine olan sevgi ve saygısı, zamanla aşka dönüşen kadın, mesut gözyaşları döküyordu. El ele tutuştular. İkisi de sonsuzluk yolunun ebedi yolcularıydılar artık…

Diğer yaşanmış hayat hikayeleri…. 

Yaşanmış Hayat Hikayeleri – Hizmet

Sueda – Yaşanmış Hikayeler

Beyaz Güller

İbret Alınacak Bir Veda Dersi

Bir Hürmet Dersi

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir