İlk Öğretmen – Hayat Hikayeleri





İlk Öğretmen  - Hayat Hikayeleri

Herkesin kadınlıktan anladığı bir başka… Onunsa kadın denince, ilk aklına gelen annelikti.

Çevresindekilerin aykırı fikirleri, onun kadın ve erkeğe bakış açısını değiştirmedi. Eşine, çocuğuna daha fazla vakit ayırabilmek için doğum yaptıktan sonra mesleğine geri dönmedi.

“- Kimseye emanet edemesen, ben bakarım.” diyordu annesi.

Yıllarca emek vermiş, üniversitelerde okutmuştu kızını. Ama sonunda ne olmuştu? Küçücük, edepsiz bir velede esir düşmüş, kliniğini başkasına devredivermişti. Çığlık çığlığa bağıran bebekten çıkardı sinirini.

“- Kaprise bak yahu! Kaprise bak! Ufacık şey, daha şimdiden kölesi yaptı seni edepsizliğiyle.”

Kadın, kucağından bir an yatağa bıraksa, yaygarayı basan minik çocuğu, tekrar alıp bağrına bastı.

“- O annesinin kalbinin tiktak seslerini, dokuz ay ninni niyetine dinledi de, ondan ağlıyor büyükannesi… Alışık olduğu o ninni eşliğinde uyumak için, anasının kucağını istiyor işte.”

Doktor hanım veterinerliğe geri döndüğü zaman, artık oğlu yedi yaşını doldurup okula başlamıştı. Yeniden çalışma hayatına atılmasının sebebi, artık evinin dışında da verimli olabileceğine olan inancıydı. Bir de yerli yersiz zamanlarda, ortaya çıkan mesleki heyecanları ona bazen huzursuz günler yaşatabiliyordu. O yüzden oturup, konuştu eşiyle… Artık yavruyu büyütmüş olmanın ferahliğıyla, kliniği tekrar açmaya karar verdiler.

Aradan birkaç yıl geçmişti ki, çaresiz bir hastalığa yakalandı kadın. Başına gelen bu dert, ilk kez bedeninde çok yüce bir koruyucunun tasarrufu olduğunu ona hissettirdi. Vücudunu mükemmel yaratıp, dıştan gelen bütün etkilere karşı ona en güzel savunma mekanizmasını hediye eden, her hücresini hassas bir denge üzerine programlamıştı. Ve bu denge, ölene kadar da sürüp gidiyordu böyle…

” O halde hastalığın da, sağlığım gibi Allah’tan.” diye düşündü kadın. Hüsrana uğramadı hiç, isyan etmedi. Kaderinin gidişatına tevekkülle boyun eğdi.

Ara sıra;

“- Rabbim, çıkacağım son yolculukta; bana en büyük yardım edici sen ol!.. ” diyerek yalvarıyordu.

Duaları kabul edilmiş olmalıydı ki, bir gün kendisiyle bütün gerçeği oğluna anlatabilmenin yolunu buldu anne… Oğlunun ağır hasta köpeğini, bir iğneyle öldürmek zorundaydı. Bunu çocuğa izah edebilmek için;

“- Ona şimdi bir iğne yapacağım.. Sonsuza kadar huzurlu uyuyacak “dedi.

“- Yani onu öldürecek misin? Ne kadar kötü.”

“- Bir gün hepimizin gittiği o yere, cennete gidecek. Bu nasıl kötü olabilir?” dedi kadın.

“- Ama sen uzun yıllar sonra benimle gideceksin cennete…  Panter gibi beni terk etmeyeceksin, değil mi anne?” diye üsteleyen oğluna, birdenbire tüm gerçeği açıklayıverdi.

Dünyaya geldiği zaman bedenini ona hediye eden, vücudunu çok güzel yaratmıştı. Kemik iliğinde yaşayan milyonlarca alyuvarı oğluna örnek verdi.

“- Düşünsene meleğim! Bu milyonlarca alyuvar devamlı kana geçiyor. Ve her saniye insanın kanında iki buçuk milyon alyuvar ölüyor. O ölenlerin yerine de, yine aynı sayıda kemik iliğinde yaratılan alyuvarlar tekrar kana geçiyor. Bu denge biz ölene dek böyle sürüp gidiyor. Ama saniyede, bu sayıdan biraz fazla alyuvar üretilse denge bozuluveriyor. Benim vücudumdaki denge de, buna benzer bir olayla alt üst oldu işte. Hastanadım.”

“- Gerçekten sen de ölecek misin?”

“- Beni güzel programlayan o yüce Allah izin verdiği sürece daima bedende, bu dünyada seninleyim. Sonra bütün insanlar gibi, bende doğmadan önce var olduğum esas ülkeme geri döneceğim. Fakat zamanına, beni yaratan karar verecek. Sonunda oğlumun da yanıma gelmesine müsaade edeceği güne kadar, o güzel ülkede seni bekleyeceğim. Hem de sabırsızlıkla…”

Ana oğlun sohbetleri, bazen geceler boyu sürdü gitti. Birbirlerine doyamadılar. Kendilerine hediye edilen zamanın, saniyesinin kıymetini bilerek, tadını çıkardılar.

Sonra… Bir gün… Annesini kaybettiği an, onun cansız bedenini görmesine izin vermeyen babasını dinlemedi çocuk… Koştu sevgilisinin yanı başına… Hayatının en önemli bölümünde, kendisine rehberlik ve öğretmenlik eden annesine sevgiyle sarıldı. Onun her zaman kırlarda, bahçelerde rüzgarların raksıyla oraya buraya savurttuğu ipek saçlarını okşadı. Mutlu, mesut yüzüne baktı. O çok sevdiği, uzun siyah kirpiklerine… Allah sevgisine geçit buldu, onun henüz soğumamış sıcacık ellerinde… Rabbini öyle sevdi, öyle sevdi ki…

Tavsiye Yazılarım…

Feride Hanım

Zemzem -Gerçek Yaşam Öyküsü

Mihrimahsız Yaşamak

Ölüm Rabbe Kavuşmaksa



Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir