Sueda – Yaşanmış Hikayeler

Aile sevgisi- inanankalpler.net

Uzakta çamlarla kaplı yamaçlar, yaklaşan akşamın tesiriyle istasyonun üzerinde koyu gölgeler halinde, daha karanlık etki yapıyordu.

Her taraftan buz dikitlerinin sarktığı böyle bir günde, trenden başka bir vasıtaya güvenerek yola çıkmak, et istediği için yolcu sayısı hayli kalabalıktı. Uzun bir aynı kanepeyi paylaşmak, trenin gelmesini bekleyen iki kişiyi birbirine yaklaştırdı.

Biri, oğlunun baba yurduna dönüşünün hasretiyle yanıp tutuşan bir baba… Diğeri, kendisine emek verip yetiştiren insanların öz ailesi olmadığını öğrenip de, şehri terk etmeye hazırlanan bir genç kız. Adı Sueda… Yaşlı adam, kızın isminin çok soylu bir anlamı olduğunu söylüyordu.

“- Sueda. ” diye mırıldandı kız. “İsmimi bile özenle seçmişler demek!”

Ne tuhaf. Onlara artık nasıl anne, ya da baba diye seslenecekti? Yıllar sonra birgün, öz evlâtları olmadığını öğrenmenin acısıyla, hakikatlerden çok hikâyelerle örülü sahte bir dünyaya itilmiş gibi hissediyordu kendini.

Halbuki, daha birkaç ay öncesine kadar, hayat ona her zaman imtiyazlı olduğunu hissettirmişti. Maddi manevi ne ihtiyacı varsa, hep ailesi tarafından yerine getirilmişti. Ama üniversiteyi bitirdiği gün, kendisi hakkındaki gerçekler açıklandığında da aklı başından gitmişti.

Sen yıllarca bir evin tek kızı olarak el bebek, gül bebek büyü. Sonra bir gün, ana baba bildiklerin henüz kırk günlük bebekken, seni evlat edindiklerini iddia etsinler!.. Karamsarlığa kapılmamak mümkün mü?

O da soluğu, kendisine öz ailesi olarak takdim edilen insanların evinde aldı bir gün. Ama yabancılarla kişisel münasebetler kurmak, öyle zannedildiği kadar kolay olmuyordu. Kızcağız o evde de aradığını bulamayınca, ikinci bir hüsran yaşadı. Geleceğe ait hayalleri de, onu vefasız bir dost gibi terk edip gittiler. Artık tek yol vardı onun için. Her iki aileden de uzaklaşıp yad ellere kaçmak… İşte bu amaçla istasyondaydı.

Yaşlı adam, onun kalbindeki fırtınalardan habersiz. Yıllar sonra oğluna kavuşacağı için öyle duygulu ki…

“- Hep gurbet ellerde gezsin, dursun diye emek vermedim ona.” diyordu. Ama evladı doğru dürüst baba yurdunu ziyaret bile etmeden diyar diyar dolaşmış, yabanlarda çoluk çocuğa karışmıştı. Babası içten içe gücendiği halde, oğluna hiç sitem etmemiş, sabırla onun bir gün baba ocağına dönüşünü beklemişti.

Heyecanın doruklarında;

“- Evlat yetiştirmek dediğin, keçi boynuzu gibidir be kızım! Bir damla bal uğruna avuçla tahta çiğnemeye benzer. Yine de şikayet etmez babalar, analar. Çünkü, şu yalancı dünyanın mutluluğudur o…

Biraz sonra kötü hava şartlarından dolayı trenin perona gecikmeli gireceği anonsu yapıldı. Ara sıra, yanağından yağmur gibi dökülen yaşlarla;

“- Yavrum!” diye sessizce inleyen garip ihtiyarın hali, kızı etkiledi. Oğluna ayakbağı olmamak için, ayrılıklardan hiç, şikayet etmeyip, onu sadece rüyalarında ve dualarında kucaklamakla yetindiğini söyleyen bu adam… Bir an, kendisine her kızım deyişinde gözleri nemleniveren baba bildiği insanı hatırlattı ona. Ve annesini! O şevkat abidesi kadının, geceleri hayalet gibi odasına girip, yorganını düzeltişini. Sevgi ve saygıya layık insanlardı. Yine de sebepsiz bir kinle, tek bir yaş damlası vaad etmeyen gözlerine şaştı. Hakikaten, böylesine duygusuz kalabilmeyi nasıl başarıyordu? Hayır, hayır! Hiçbir güzel anı, onu fikrinden vazgeçiremezdi. Şehri terk etme kararında direndi.

Trenin perona yaklaşmasıyla acele vedalaştılar. Sueda, bavulunu öndeki vagona taşımaya çalışırken, bir merak saikiyle durdu. Baba ile oğlun yıllar sonra kavuştukları anı kaçırmamak, bu güzel buluşmaya şahitlik etmek arzusuyla dönüp geriye doğru yürümeye başladı. En arkadaki vagonun önünde birikmiş kalabalığı yarmaya çalışarak, gözleri ihtiyarı aradı. Birden gördüğü manzara onu iliklerine kadar titretti.

Zavallı… Ebedi mekanı olarak baba yurdunu seçen oğlunun, vagondan indirilen kırmızı bayraklı tabutuna sarılmış, hıçkırıyordu.

– Oğlum… Işık yüzlüm… Son deminde beni özleyip de, koşup yanıma mı geldin sen! Şehidim! Elimi öpmeye mi geldin?”

Bu çok gecikmiş mutluluk tablosu kızın yüreğini burktu. Herhalde yaşlı adam, onu üzmemek için, oğlunun ölümün-den hiç söz etmemişti.

Demek insanın dönüp dolaşıp geleceği yer, kendisinin yeryüzünde en çok sevildiği yerdi. Vicdanından yükselen bir ses; “Gönülden seven bir kalp, asla fedakarlıkta sınır tanımaz.” diyordu.

Fedakarlık - inanankalpler.net

Yeniden hayal ağacı gözlerinde yeşerdi. Kendisine Sueda ismini layık gören anasını, bir an önce kucaklamak sevdasına düştü kız.

Bir karamsarlık keyfiyeti içinde, iki güzel insanı terk etmekte tereddüt etmemiş, cesurca bir haşarılık ve şımarıklıkla onların emeklerini görmezden gelmişti.

Hem onun, hayalleri sayısınca beklentisi vardı hayattan… Umutlarını kör kuyulara atmamalıydı. Ama biliyordu ki,  kendisini en çok sevenleri inciterek kavuşamayacaktı.

Trene binmek yerine, taksi durağına doğru yürüdü. Bazen yaşanan kader ile, ruha huzur sunan hakikatler birbirine ne kadar yakışıyordu!..

2 Yorum

  1. Feyza Çilem 14 Mart 2018 Alıntıla
    • Betül Öz 14 Mart 2018 Alıntıla

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir