Tavafta Elele

Tavafta Elele

Sevgi medeniyetinin tam merkezindeydiler. Kabe, bütün ihtişamıyla kendine çektiği gönülleri çevresinde döndürüyordu. Sıradan bir mekân mı? Asla.. Öyle olsa, hangi mekan dünyadaki bütün kalpleri kendisine bu derece aşık edebilir?

Birbirinden farklı yedi ayrı âlem, arşın ekseni etrafında duraksamadan dönüp duruyorlar ya… Allah da kullarını bu yedi âleme kıyasen, yedi kez tavaf ettiriyor. İnsanları yine yedi kez Safa ile Merve arasında koşturuyordu.

Bir sevda bestesi ki, notalar sınırlı değil. Ve kadın o gece en çok ayın gökyüzündeki ihtişamından etkilenmişti. Eşine; “-Gezegenleri dahi hizmetimize veren, en ikramsever Yüce’ye şükürler olsun” dedi.

Karı koca yeryüzünün bütün sırlarını küçücük yüreklerine doldurmuş gibiydiler. Kalp, maddi hüviyetinden sıyrılmış kristal bir küre… Sanki ruhların  hepsinden haberdar. Onu kuşatan bedenin kime ait olduğu hiç önemli değil. Kadın bu güzellikleri dostlarıyla paylaşmak istedi birden.

“-Haydi!..” dedi kocasına.” Madem ki cömert, ikram seven bir Rabbimiz var. Biz de bir cömertlik sergileyelim. Teker teker bütün dostlarımız için burada tavaf edelim.”

Adam da heveslendi. Zaten ihrama girmenin esas hikmeti benlikten arınmak değil miydi? İşte hazır onlar da kendi kimliklerinden fersahlarca uzaklaşmışken, bir başkasını bedenlerine davet etmek daha kolay olurdu. Üşüyen dostların bir paltoyu sırayla giyerek kullanması gibi… Önce ana ve babaları için tavaf yaptılar. Sıra dostlarına geldi.

İnsanları hayra götüren imandı. Kadın tam bir teslimiyetle tavafa hazırlanırken başka bir iman ehlini hatırladı. Allah aşkı ile ilk insan için inşa ettirilen ilk evin çevresini saran şu kalabalık içinde o dost hanımın da olmasını ne kadar isterdi… Huzur, gönülleri sarıp sarmalarken bu mutluluktan onun da nasip almasını… Annesinden sonra kendisi üzerinde en çok emeği olan insandı o… Doktor Saime Hanım… Henüz çocukken her hastalanışında evlerine koşan, başucunda görmeye hep alıştığı tanıdık bir yüzün sahibi… Tanı onun adına tavafa niyetlenecekken eşi sordu.

“Bu sefer  kim için yapacaksın tavafi?”

“Saime Ablam.” için…”

Eşi onun adını duyunca, Saime Hanımın yıllar önce vefat etmiş kocasını hatırladı.

” Aman ne güzel” dedi. “Öyleyse ben de onun eşi Ahmet Bey için tavaf edeyim. Bilirsin sağlığında hanımını hiç yalnız bırakmazdı. Bugün de bırakmasın.”

Meleklerle kuşatılmış bir yeryüzü cennetinde Ahmet ile Saime eleleydiler artık. Tavafın ilk muhatabı onlardı. Çünkü, onlar adına niyet edilmişti. Böyle bir tavafın mahiyetini anlamak için o anları yaşamak lazım. Maddi manevi ne kadar âlem varsa Kâbe’nin içinde. O siyah örtülü evin herkesi kuşatan nuraniyeti, onların gönüllerini de sarmıştı. Hacer-ül Esved’i selâmlayan ellerini birleştirdikten sonra, tavaf süresince ayırmadılar. Dualar, salavatlar ve aminler arşa yükselirken, onlar tavaflarını tamamladılar. Harem’i dolduran Müslümanlar, teravih namazına hazırlanıyordu. Karı koca sevinçle gülümsediler. Artık kıyamet günü kendisini selamlayanlara şahitlik edecek Hacer-ül Esvet’i istilam edenlerin arasında Ahmet Beyle Saime Hanımın da ismi vardı.

Kadın, o çok sevdiği Saime Hanımla bu güzel anıyı paylaşmak istedi. Ertesi sabah Türkiye’deki doktor hanıma telefon etti. Saime Hanımın sesi biraz kısık geldiği için;

“‘Hasta mısınız?” diye sordu ona.

“-Hayır” dedi hanım.” Sadece gece gördüğüm bir rüyanın etkisinden hala kurtulamadım da ondan yavrum.”

Kadın heyecanla dostuna müjdeyi verdi.

“-Dün gece ben sizin için, eşim de rahmetli Ahmet Bey adına tavaf ettik. Dualarımızla hep sizin yanınızdaydık. Bu güzelliği anlatmak istedim”

Bir an karşısındaki hatta suskunluk oldu.

“-Ne zaman tavaf ettiniz? Tam saatini hatırlayabilir misiniz?”

“-Tabii Teravih namazından biraz önceydi.”

“-Aman Yarabbi!” dedi Saime Hanım.” Kızım dün akşam bende orucu açtıktan sonra bir halsizlik oldu. Biraz uzanmıştım. Uyuyakalmışım. Rüyamda rahmetli Ahmet Amcanızla birlikte elele çok güzel vadilerde dolaştım. Onu, vefatından beri hiç böylesine mutlu görmemiştim. Çevremizdeki her şey öylesine muhteşemdi ki, ben hala şu anda bile düşümün etkisinden kurtulamadım.”

Sevgi ve vefa duygusuyla yapılan ihlaslı bir gayret filiz vermişti sonunda. Bu rüya da hakikatin ışıklı yollarında açan çeşit çeşit iman çiçeklerinden biriydi işte… Ne söylenirdi ki başka… Ruh, ihlasla isteyince başka iklimlere de duyururmuş nefesini… Hem de ne büyük bir aşkla…

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir