Beyaz Güller

Beyaz Güller

Yaşanmış ders alınması gereken ibretlik bir hikaye…

Ağır bir ameliyat geçirdiği için henüz tam manasıyla yürüyemiyordu.
Bir gün, müşfik ruhlu kocası;

“-Sana mekan değişikliği gerek” diyerek birkaç parça eşyalarını bavula koydu. Yola çıktılar. Deniz kenarındaki beldeleri gönüllerince gezdiler, dinlendiler.

Evlerine dönüşte yolları, Torosların yamacında şirin bir kasabaya düştü. Vakit öğle üzeri olduğu için namazlarını burada kılmak istediler. Yöre halkı, onlara türbe yanındaki camiyi tarif etti.

Eşi mescide girdikten sonra, kadın da tam yönü kıbleye çevrilmiş arabanın içinde namazını edâ ediyordu ki, saçı sakalı birbirine karışmış zayıf bir delikanlı koşarak geldi. Elindeki uzun süpürgenin tahta sapıyla cama vurarak;

“-Türbede mübarekler kol gezer” dedi. “Buralara kadar gelip de, namazı yarıyolda bırakmak olur mu? Arabada kılacağına, camiye gir de kıl!.. Yaptığın iş mi yani?”

Mecnun tabirini, insanlara kolayca yakıştırmaktan biraz çekinirdi kadın. O yüzden kendisini camiye davet eden adamın, türbenin çevresindeki yerlere dökülmüş kuru yaprakları, dönüp dönüp bir daha süpürmesini ve temiz yerlere gerisin geriye yayarak yeniden küreğe toplamasını görmezden geldi. Ama, yine de arabanın camlarını kapatmak istedi. Sırtında ot taşımaya çalışan yaşlı bir köylü kadın, yolcunun kalbindeki gizli korkuyu sezdi.

“-Aldırma kızım.” dedi. “Cinlere karışmış biri o… Kafadan biraz sakattır da… Ne anası var, ne babası. Bazen seher vakitleri sokaklarda çılgın gibi koşar durur. Ağaçlar secdede, siz ne uyursunuz, diye deli koyun gibi meler durur ahaliye….”

Biraz sonra camide namazını kılan eşi, gelip arabaya yerleşti. Tam yola çıkmaya hazırlanırken kadın, ileride yerleri süpürmeye çalışan delikanlıyı gösterdi. Yaşlı nineden duyduklarını da aktararak;

“-Bu zavallıyı bir gönüllesen!..” dedi. Adam tekrar arabadan inerek, meczup delikanlıya bir miktar para vermek istedi. Karşısındaki paranın tek kuruşunu dahi kesinlikle kabul etmedi. Allah dostunun kabrini işaret edip;

“-O öyle bir veli ki, mola yerinde dinleniyor şimdi. Ben onun gediklisiyim. Ücretimi de o verir.” dedi.

Adam, üzgün arabaya döndü. Karı koca hüzünlendiler. Orta yaşı gerilerde bırakmış kadın, delikanlının garip hallerinden etkilenmişti. Eğer kaybettiği oğlu yaşasaydı, şimdi onun yaşlarında olacaktı. Eşine canı gönülden “Amin” dedirtecek bir dua etti:

“-Madem ki kimsesi yokmuş, zavallıya biz dua edelim. Anası yerine yalvarıyorum Rabbime! Bu zavallıyı kimselere muhtaç etmesin. Böyle sapasağlam bir halde yesin içsin, koysun gitsin şu dünyadan. Yaradanı, onu iki cihanda da mutlu etsin.”

Daha kadın duasını henüz bitirmişti ki, araba hareket edeceği sırada, meczup elindeki süpürgesini atıp, bir oraya bir buraya koşturmaya başladı. Sonra türbenin yanı başındaki bir gül fidanından iki gül koparıp, arabanın yanına seğirtti. ille de kadının bulunduğu taraftaki camın açılmasını istiyordu. Kocası eşine ” Korkma sakın ” diyerek pencereyi açtı. Delikanlı, elindeki beyaz gülleri kadına uzattı.

“-Al bu gülleri anam!” diyordu nefes nefese. “Güller kadar güzel kokan dualarının hatırına, al!…”

Garip çocuğun sözleri, süpürmeye çalıştığı o sonbahar yaprakları gibi, karı kocanın gönül bahçesine döküldü. Gözlerinden süzüldü.

Kadın, dönüş yolunda sessiz gözyaşları dökerken;

“-Ah insan!” diye inledi. “En akıllı yaratılan, Alemin halifesi… Akıl ise, kerameti kendinden menkul nimet. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Yok da, hakikati bulmak için,ille de akıl kafi mi? Gönüllere de ışık düşmesi gerek… Şu garip delikanlının gönlüne düştüğü gibi… Akla yol gösteren olmadıktan sonra, neyleyim o aklı, ben neyleyim.

Eh, böyle bir hikayenin sonunda biz de ne söyleyelim. Demek ki; “Hakkı görenler, kalbindeki göz ile bakar” diyen boşuna söylememiş bu sözleri… “Gönül güneşinin yanında, kuru aklın, kibrit alevi kadar değeri yoktur.” diyen de…

Diğer Hikayeler… 

Bazıları Rablerini Unutmazlar
Naz Makamında
İbret Alınacak Bir Veda Dersi

 

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir