Gaye Değişti Mi



Gaye Değişti Mi

Kutsal topraklardan dönüş yolculuğundayız. Uçağın daracık penceresinden seyretmeye doyamadığım mavilikler, içimdeki ayrılık hicranını bir parça olsun eksiltmiyor.

Bir kaç ay önce Hacca niyetlendiğimiz zaman Kabe’den ayrılışın beni bu denli üzeceğini asla tahmin edemezdim. Başımı, koltuğun yumuşaklığına gömerek, gözlerimi kapatıyorum. O mübarek günleri, tekrar tekrar hayalen yaşamak için…

Abdestimi tazelemek gayesiyle arka bölmeye gidiyorum. Hacı hanımların kulağıma çarpan sohbetlerinde bir değişiklik yok. Giderken ne alacakları konuşmasının yerini, şimdi de mallarını gümrükten nasıl geçirecekleri endişesi almış.

Annem, yola çıkarken tembihlemişti;

– “Kızım sen gençsin! Orada Allah’a olan vazifelerini ifa ederken, onun kullarını unutma. Sana ihtiyacı olanlara koşuver emi? Bir de sakın şu andan itibaren hac boyunca insanlarda göreceğin herhangi bir eksikliği asla eleştirme. Hoş görülü ol!”

Ona verdiğim sözü hatırlayarak, Müslümanların mübarek topraklarda dahil şahit olduğum aykırı davranışlarını gözümün önünden silmek istiyorum. imkansız! Hem biz kendi kusurlarımızı göremezsek, onları nasıl düzeltiriz?

Yerime döndüğümde arka koltukta oturan yaşlıca hanım, kolumu dürtüklüyor.

“- Hacı kızım. Şu güzelim ziynet çekmecesinden sen de aldın mı?”

“- Hayır teyzeciğim.”

“- Ya Kuba mağazalarındaki ipeklilerden?”

“- Almadım.”

“- Gençsin ayol. insan bir heves etmez mi?”

“- Ben hem kızlarıma, hem gelinime aldım. Ismarlamışlardı. Balolarda giymek için gece elbisesi mi ne, bir şey yapacaklarmış. Gelin, yola çıkacağımızda; “Anne, dört sofra hacı daveti vereceğim. ille de bana ineceksiniz” dediydi. Gel de istediklerini götürme.”

O manevi atmosferime geri dönme acelesiyle; “- Güle güle kullansınlar.” deyip, başımı tekrar pencereye çeviriyorum. Yan taraftan biri daha;

“- Siz, mutfak aletleri falan mı aldınız yoksa? Aman onları gümrükten geçirmek daha zormuş evladım.”

“- Almadım teyze, hiçbir şey almadım. Orada ancak ibadetimize vakit ayırabildik, alışverişe değil!”

Kadınlar, uzaydan gelmişim gibi bakıyorlar bana. Konuşmalar da, rahatsız edici boyutlarda devam ediyor.

“- Daha pek taze. Yaşını, başını almadan Hacca gidilir mi? Bu yeni yetme örtülüler de bir garip ayol.”

“- Bilgiçlik taslamak işte! Sanki bizler alışveriş yaptık diye Haccımızı tamamlayamadık? Evde herkes bizden neler bekler neler? Hele eş dost!”

“- Aman, beklemez olsunlar. Hacca gideceğimi duyunca eline bir havlu alan geçirmeye gelir. İşin yoksa, karşılığını vermeye uğraş. Biz buradan toplarla kumaş götürmüyoruz ya… Daha memlekette de elalem için alışveriş yapacak bizim efendi.”
Önümden biri lafa karışıyor;
“- Onun şerefi de bir başka hay canım. Her şeyi Hac’dan alacaksın. Yalnız sana ucuz hediye getirenlere biraz tülbent, falan götürüver.”

Üzüntü boğazımı sıkıyor. Allah için hediyeleşmenin yerini, menfaat hediyeleşmesi almış. Onun külfeti de tabii insanlara zor gelecek. Yüzler ise, Haccın hakiki manasına kavuşmaktan ne denli uzak.

Mekke, elbet sahabelerden beri aynı zamanda bir ticaret merkezi de. Fakat bu kadarı çok fazla değil mi? Müslümanlar farz olan ibadeti, gösterişli bir alışveriş haline döndürmekten hiç rahatsız olmuyorlar.

“- Ah, annem! Hoşgörülü davranmaya söz verdiğim halde beceremedim. Ama asıl senden değil, kullarında kusur aradığım için Rabbim’den af dilemeliyim.”

Diğer Yaşanmış İbretlik Hikayeler…

Naz Makamında
Bir Hürmet Dersi
Geciken Nedamet
İbret Alınacak Bir Veda Dersi

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir