İbret Alınacak Bir Veda Dersi



İbret Alınacak Bir Veda Dersi

VEDA

Yaşlı kadın, telâşla komşu evin kapısını çaldı. Pencereden “Kim o?” diye seslenen hanıma;

– Boşuna aşağı inme kızım” dedi. “Şu bizim toruna bir telefon ediver. Anneanneniz yolcuymuş dersin. Tembihle de bütün çocuklarıma haber etmeyi de unutmasın.

Onun ara sıra gurbetteki oğluna gittiğini bilen komşu güldü.

– Ah seni Şefika nine! Evlâdına dayanamadın, gene kim bilir kaç ay beni bu mahallede sensiz bırakacaksın.

Ama yaşlı kadın ciddiydi.

– Bu sefer oğlana filan değil, Mevlâ yanına gidiyorum. Eh çocuklarım bilse, iyi olur diye düşündüm. Haydi sağlıcakla kal yavrum.
Komşu kadın şaşırmış kalmıştı. Zinde adımlarla hızla uzaklaşan ihtiyarın ardından baktı kaldı.

Büyükanne haber göndermişti ya, bütün sülâle oradaydı. Oğullar, gelinler, torunlar. Herkesin kıymetli Hacı Annesiydi o.
Altı geline sahip olduğu halde, bugüne kadar kendi başına yaşamaya devam etmişti. Bu küçücük, bahçeli iki odalı evindeki huzuru hiç bir yerde bulabileceğine inanmamıştı çünkü. Yalnızlığından sual edenler;
– Kim demiş yalnızım? Rabbinden daha güzel dost olur mu insana?” diye cevap alırlardı.

Şimdi evlatların anlayamadığı şey? Hacı anne ölüyorum diye herkesi başına toplamıştı. Ama hiç de hasta gibi görünmüyordu. Ne olur ne olmaz diyerek yanlarında bir de doktor getirtip, bir sürü tahlil yaptırdılar. İleri derecede şeker hastası kadının, bu sefer şekeri bile olağanüstü normal çıktı. Öyleyse tek sebep vardı. Hacı Anne yalnızlıktan bıkmıştı. Evlâtlar sırayla birer hafta onu kendi evlerinde misafir etmeye karar verdiler. Oysa direniyordu.

– Bakın yavrularım, dolabımda bahçemin tazecik sebzeleriyle pişirdiğim yemeklerim var. Ola ki ardımdan bu kadar kişiyi doyurma telaşına düşmeyiniz. Sonracıma sokak kapısının yanındaki örtmenin içinde de kökleri bir avuç toprakla örtülü zambaklarımı bulun. Onların mahvına dayanamam. Her birinize birkaç kök ayırdım. Bahçelerinize ya da balkonlarınıza eker, beni anarsınız. Buraya sizleri vedalaşmaya çağırdım. Beni alıp götürmeniz için değil.

Çevresini saran yavruları, hep birlikte gülüştüler. Büyük oğlu;

– İlahi anne! Baksana doktor ne diyor? Sen hepimizden sağlammışsın. Ya şu haline ne demeli? Başının dahi ağrımadığını sen söylüyorsun. Sonra bir kenarda Azraili bekliyorsun. Merak etme, senin gibi küpler üstüne ne ufak testiler kırılır daha.

Yaşlı hanımın gücüne gitmişti bu sözler. Gözlerinde iki damla yaş. Duvardaki yüklüğü gösterdi.

– Hangi gün size yalan söyledim yavrucağızım? Gitmesine gideceğim de yanı başımda dünya malının gölgesinde değil. Şu yüklükteki yorganların arasında, birikmiş param var. Kalk onları al oradan. Dışarıda her bir yavruya dağıt. Anlaşılan Azrail ben dünya hırsından vazgeçmeden odama şeref vermek istemiyor

Adam, bu tuhaflığa ses çıkarmadan ayağa kalktı. Yaşlı annesinin kalbini daha fazla incitmek istemiyordu. Onun garipliğine başını sallaya sallaya, çocukları dışarı çağırıp yüklükten aldığı paraları dağıttı.Bahçede gençler sevinç çığlıkları atarken, o tekrar içeriye girdi.
Galiba annesi ruhsal bir üzüntü geçiriyordu. Vakit kaybetmeden, onu yalnız yaşadığı bu evden götürmeleri artık şart olmuştu. Odaya girdiğinde sedirde yatan kadının başına, diğer evlatlarını eğilmiş gördü.
Büyükanne süt beyaz ellerini göğsüne kavuşturmuş, Tekbir getiriyordu duraksamadan.
En son “Kelime-i Şehadeti” tamamlayamadı. Ve tebessüm içinde başı yana düştü.
Bir hayat, Ahirete yolcu olurken arkasındakilere ibret alınacak çok güzel bir veda dersi veriyordu.

Diğer Hikayelerim…

Bir Hürmet Dersi
Geciken Nedamet
Bir Hidayet Yolu
Ölüm Rabbe Kavuşmaksa
Allah İsterse
ZEMZEM-Gerçek Yaşam Öyküsü

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir