Mekke’nin Fethi:Huzâaların Medine’ye Gelişi

Mekke’nin Fethi:Huzâaların Medine’ye Gelişi

Huzâaların Medine’ye Gelişi

Aradan üç gün geçmiş, Peygamberimiz Aleyhisselam halka sabah namazını kıldırmıştı.[98]

Arkası halka dönük olarak Mescidde oturuyordu.

Kureyş müşriklerinin Benî Bekrleri gizlice desteklemesi ile Benî Bekrler Huzâaları yenip onlardan öldüreceklerini öldürdükleri ve böylece Peygamberimiz Aleyhisselamla aralarındaki ahd ve misakı boz­dukları zaman, Amr b. Salim el-Huzâî,[99] yanına Huzâalardan kırk süvari alarak, başlarına gelenleri anlatmak ve yardımını dilemek üzere[100] Medine’ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi ve başucunda durdu.[101]

Amr b. Salim, şairdi.[102]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelince, söylemiş olduğu şiirini okumasına izin istedi. Peygamberimiz Aleyhisselam izin verince, şiirini okudu.

Okuduğu şiirinde meal olarak şöyle diyordu:

“Ey Rabbim! Ben, bizim babamızla onun babası arasındaki eski ittifakı anıyor ve yardımını diliyo­rum!

O zaman, biz doğurucu (ana) mevkiinde idik. Sen ise oğul mevkiinde idin (bizden doğdun)[103]

Sonra, Müslüman olduk ve sana yardımdan el çekmedik!

Öyleyse, Allah’ın sana hazırlamış olduğu yardımla, bize yardım et, destek ol!

Allah’ın kullarını çağır, acele gelip, imdadımıza yetişsinler!

İçlerinde Allah’ın Resûlü de olduğu; yapılan zulme öfkesinden renkten renge girdiği, savaşmaya hazırlandığı ve büyük bir ordunun başına geçmiş bulunduğu halde, denizler gibi köpükler saçarak akıp gelsinler!

Çünkü, Kureyşîler sana verdikleri sözde durmadılar; seninle yaptıkları en sağlam misakı bozdular: Bizi Mekke’nin aşağı tarafındaki yerimizde gözetlediler, gafil avladılar. Halbuki, onlar hem çok zayıf ve önemsiz, hem de sayıca çok az idiler.

Benim kimseyi yardıma çağırmayacağımı, çağıramayacağımı sandılar[104]

Bizi Vetir’de, geceleyin uykuda iken, birden baskına uğrattılar.

Bizi, Müslüman olduğumuz halde, rükû ve sücud halinde iken öldürdüler!”[105]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Siz bu hususta kimi suçluyor, suçlu buluyorsunuz?” diye konuştu.

Amr b. Salim:

“Benî Bekrleri!” dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Hepsini mi?” diye sordu.

Amr b. Salim ve yanındakiler:

“Hayır! Suçladığımız, onların amca oğulları Benî Nüfâselerdir! Kavmin başkanı da, Nevfel b. Muaviyetü’d-Di’lîdir!” dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Bu, Benî Bekri erden bir kabiledir.

Ben Mekkelilere adam gönderip bu işi onlara soracak, kendilerini bazı hususları seçmekte muhayy­er kılacağım!” buyurdu.[106]

ŞairHassân b. Sabit de, söylediği birşiirde, Benî Ka’blardan (Huzâalardan) birçok kişilerin kılıçları kınlarına sokulu olduğu halde Mekke Bathâ’sında öldürülüp bırakıldıklarını açıklar.[107]

Öldürülenler, yirmi [108] veya yirmiüç kişi idi.[109]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Amr b. Sâlim’in şiirini dinledikten sonra, ridasının eteğini toplayarak ayağa kalktı ve kalkarken de:

“Eğer kendime yardım ettiğim şeylerle Benî Ka’blara yardım etmezsem, ben de yardım görmeyeyim![110]

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah’a andolsun ki; kendimi ve ev halkımı koruduğum şeylerle, bun­ları da koruyacağım![111]

Huzâalar bendendir, ben de Huzâalardanım![112]

Ey Amr b. Salim! Sen yardım olundun gitti!” buyurdu.

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselama, gökte bir bulut göründü.[113] Gök, gürlemeğe başladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Bu gök gürlemesi, Benî Ka’blara (Huzâalara) yardıma işarettir.[114] Bu bulut, yağmur yağdırırcası-na Benî Ka’blara yardım olunacağına işarettir” buyurdu.[115]

Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Ka’blara (Huzâalara) yapılana o kadar kızmıştı ki, o güne kadar, hiç bu kadar kızdığı görülmemişti.[116]

Kureyş Müşriklerine Mektup Gönderilişi:

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kureyş müşriklerine bir yazı gönderdi.

Gönderdiği yazısında şöyle buyurdu:

“…Bundan sonra derim ki; siz ya Benî Bekrlerle olan ittifakınızdan vazgeçersiniz, ya da Huzâalardan öldürülmüş olanların diyetlerini (kan bedellerini) ödersiniz!

Bunlardan birini yerine getirmeyecek olursanız, sizinle çarpışacağımı bildiririm!”[117]

Peygamberimiz Aleyhisselamın bu mektubunu, Kureyş müşriklerine, ashabdan Damrâ götürdü.

Damrâ, Kureyş müşriklerine, kendilerinin üç şeyden birini seçmekte muhayyer bırakıldıklarını; ya öldürülen Huzâaların kan bedellerini ödemek veya Benî Bekr ve Benî Nüfâselerle olan ittifak, ahd ilişk­ilerini kesmek zorunda bulunduklarını, ya da Hudeybiye muahedesini bozan kötülükleri yüzünden kendi­leriyle çarpışılacağım kendilerine tebliğ etti.[118]

Kurata b. Abdi Amr b. Nevfel b. Abdi Menaf:

“Benî Bekrier, uğursuz, yaramaz bir kavimdir.[119]

Benî Bekrlerden Nüfâseler de, yoksulluk ve darlık içindedirler.[120]

Huzâalardan öldürülenlerin kan bedellerini biz ödeyemeyiz. Bunu ödemeye kalkmak, bizde tüy tozak bırakmazın[121]

Nüfâselerie ittifak ve ahd ilişkilerimizi kesmemize gelince; Araplar içinde, Nüfâseler kadar şu Beytullah’ı hac ve ziyaret eden, Beytullah’ı tazime onlar kadar özenen bir kavim yoktur.

Onlar, bizim müttefiklerimizdir.[122]

Biz, onlarla olan ittifak ve ilişkilerimizi kesmeyiz.[123]

Fakat, biz onunla [Muhammed Aleyhisselamla demek istiyor] savaşacağımızı bildirelim!” dedi.

Damrâ, hemen geri dönüp, Kureyş müşriklerinin söylediklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi.

Kureyş müşrikleri, elçiyi bu biçimde reddettiklerine pişman oldular.

Hudeybiye muahedesini yenilemek üzere, Ebu Süfyan b. Harb’i Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdiler.[124]

Ebu Süfyan’a:

“Muahedeyi yenile. Mütareke süresini de uzat” dediler.[125]

Bir sonraki yazı: Mekke’nin Fethi : Ebu Süfyan Medine Yolunda

Daha Önceki Yazılar:

1-MEKKE’NİN FETHİ:Fetih Seferinin Tarihi ve Mevkii

2-MEKKENİN FETHİ: Abdulmuttalible Huzâalar

3- MEKKE’NİN FETHİ: Huzâaların Öldürülmesi!

KAYNAK:İSLAM TARİHİ’nden alıntılanmıştır: Yazar: ASIM KÖKSAL

Mekkenin Fethi eserinde edinilen kaynaklar:

[98] Taberânf, Mu’cemu’s-sagfr, c. 2, s. 73, Kastalânf, Mevâhibü’l-ledünniye, c. 1 , s. 192, Diyarbekrî, Târîhu’l-hamîs, c. 2, s. 77.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 36.

[100] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 789, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 134.

[101] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 36.

[102] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 4, s. 293.

[103] Abdi M enaf oğullarını n annesi de, Kusayy’ın annesi de Huzâalardandı.

[104] Yahut: “Sen kimseyi yardıma çağıramayacaksın sandılar” (Ebu Yusuf, Kitâbu’l-haraç, s. 213).

[105] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 36, 37, E bu Yusuf, Kitâbu’l-harac, s. 213, Vâki di, Megâzî, c. 2, s. 789, Belâzurî,Ensâbu’l-eşrâf, c. 1, s. 353, 354, Taberî, Târîh, c. 3, s. 111, Taberânf, Mu’cem u’s-sagfr, c. 2, s. 74, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 6, 7, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1175,1176, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 240, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 164, 165, Zehebî, Megâzî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 278, İbn Kayyım, Zâdu’l-mead, c. 2, s. 178,179.

[106] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 786, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 292.

[107] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 40, Taberî, c. 3, s. 11 3, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 283.

[108] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 784, Halebî, İnsânu’l-uyün, c. 3, s. 4.

[109] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 784, Halebî, c. 3, s. 4, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 290.

[110] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 791, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 134.

[111] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 374.

[112] Halebî, İnsânu’l-uyün, c. 3, s. 5.

[113] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 37, Taberî, Târîh, c. 3, s. 112, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 7, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 240, İbn Seyyid, Uyünu’l-eser, c. 2, s.1 65, Zehebî, Megâzî, s. 437 Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 279, İbn Kayyım , Zâdu’l-mead, c.2, s. 179.

[114] E bu Yusuf, Kitâbu’l-harac, s. 213.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 37, Taberî, c. 3, s. 112, Beyhakî, c. 5, s. 7, İbn Esîr, c.2, s. 240, İbn Seyyid, c.2, s. 165.

[116] Heysemi, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 161, İbn Hacer, Metâlibu’l-âliye, c. 4, s. 240, 241.

  1. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/314-316.

[117] İbn Hacer, Metâlibu’l-âliye, c. 4, s. 243.

[118] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 786, İbn Hacer, Fethu’l-bârf, s. 8, s. 40, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 292.

[119] İbn Hacer, Metâlibu’l-âliye, c. 4, s. 243.

[120] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 786, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 292.

[121] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 786, İbn Hacer, Metâlib, c. 4, s. 243, Zürkânf, c. 2, s. 292.

[122] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 786, 787, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 292.

[123] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 787, İbn Hacer, Metâlib, c. 4, s. 243, Zürkânf, c. 2, s. 292.

[124] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 787, İbn Hacer, Fethu’l-bârf, c. 8, s. 44, Zürfcânf, c. 2, s. 292.

[125] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 791.

  1. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/316-317.

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir