MEKKE’NİN FETHİ: Huzâaların Öldürülmesi!

MEKKE’NİN FETHİ: Huzâaların Öldürülmesi!

Kureyş Müşriklerinin Nüfâseleri Gizlice Destekleyerek Huzâaları Öldürtmeleri:

Şaban ayının başında Benî Bekri erden Nüfâse oğulları, Kureyş müşriklerinin eşrafının yanlanrına git­tiler.

Müdlic oğulları ise, Hudeybiye muahedesi hükmünü bozmuş olmaktan sakındıkları için, Benî Nüfâselerden uzak durdular.

Nüfâse oğulları, düşmanları olan Huzâalara karşı, kendilerine adam ve silah vererek yardım etmelerini Kureyş müşriklerinden istediler.

Huzâaların vaktiyle adamlarını nasıl öldürmüş olduklarını anlattılar.

Kureyş müşriklerine, aralarındaki akrabalığı ve Hudeybiye muahedesinde nasıl kendilerinin tarafını tutup akd ve ahdlerine girdiklerini, Huzâaların ise Muhammed (Aleyhisselam)ın akd ve ahdine girdiğini hatırlattılar.

Bütün Kureyş müşriklerini bu işe seğirtir ve çok istekli buldular.

Ebu Süfyan’a bu hususta danışılmamıştı. Onun bu işten haberi yoktu.

Kureyş müşrikleri, Nüfâse ve Bekr oğullarına, silah, at ve adamlar vererek yardım edeceklerini söylediler.

Yaptıkları yardımı, Huzâalaryüzünden doğabilecek sorumluluktan sakındıkları için, gizli gizli yap­tılar.

Huzâalar ise, muahede halinin gereği olarak, herhangi birtopluluğun baskınına uğramak endişesin­den uzak ve gafil bulunuyorlardı.

Öyle olmasaydı, düşmanlarına karşı, hazırlıklı ve tetikte bulunurlardı.[55]

Huzâalar, Mekke’nin aşağı tarafında Vetir diye anılan mevkide kendilerine ait bir suyun başında oturmakta idiler.[56]

Vetir; Arafat dağı ile Edam arasındadır.[57]

Edam da, Mekke’nin en meşhur vadilerindendir.[58]

Benî Bekr kabilesinden Benî Dillerin başkanı ve kumandanı Nevfel b. Muaviye idi.

Benî Bekrlerin hepsi ona tâbi değillerdi.

Nevfel b. Muaviye; Benî Dillerle Benî Bekrlerden kendisine tâbi olanları yanına alarak Vetir’de suları başında oturan Huzâalara geceleyin birden baskın yaptı. Huzâalardan birisini yakalayıp öldürdü.

İki taraf birbirleriyle çarpışmaya başladılar.

Kureyş müşrikleri de, Benî Bekrleri silahlarla,[59] atlarla,[60] kölelerie[61] ve su ihtiyaçlarını karşıla­makla desteklediler.[62]

İçlerinden bazıları da:

“Bizi şu gece karanlığında hiç kimse görmez. Muhammed, bizim yaptığımızı bilmez!” diyerek,[63] geceleyin gizlice Benî Bekrlerin yanında çarpışmaya katıldılar.[64]

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden olup, kendilerini bildirmemek için yüzlerini örterek[65] gizlice çarpışmaya katılanlar arasında:

Safvan b. Ümeyye,[66]

Mikrez b. Hafs,

Huvaytıb b. Abduluzzâ,[67]

İkrime b. Ebu Cehil,

Süheyl b. Amr,[68]

Şeybe b. Osman… gibi kişiler ve köleleri de bulunuyordu.[69]

Benî Bekrlerin baskın gecesinde Huzâalardan ilk yakalayıp öldürdükleri kişi Münebbih adındaki kimse olup,[70] kendisi çok korkak, yüreksiz bir kimse idi.

Benî Nüfâselerin baskına geldiklerini, Münebbih ile onun Temim adındaki arkadaşı görmüşlerdi.

Münebbih, arkadaşıyla birlikte Huzâaları uyarmaya giderlerken, ona:

“Ey Temim! Sen kendini kurtarmaya bak!

Bana gelince, vallahi, ben bir ölü gibiyimdir!

Beni öldürseler de, bıraksalar da birdir. Kalbim neredeyse duracak!” dedi.

Temim hemen kaçıp kurtuldu. Münebbih yakalanıp öldürüldü.[71]

Benî Bekrler, Kureyş müşriklerinin yardımlarıyla çarpışmaya devam ederek Huzâalan yerlerinden ayırdılar ve Harem’e kadar sürdüler.[72]

Harem sınırını işaretleyen dikilmiş taşlara kadar çarpışmaktan, onlan öldürmekten geri dur-madılar.[73]

Harem sınırına varıp dayanınca, Benî Bekrler, kumandanlarına:

“Ey Nevfel! Biz Harem dahiline girmiş bulunuyoruz!

Allah’ından kork! Allah’ından kork![74]

Sen Harem dahiline girdin![75] Harem’i helâlleştirme!” dediler.[76]

Nevfel:

“Ağır bir söz amma, bugün benim için ilah yoktur!

Ey Bekr oğulları! Öcünüzü almaya bakınız!

Vallahi, siz Harem’de hırsızlık yaptığınız (bunda bir sakınca görmediğiniz) halde, orada öcünüzü almak için Huzâaları ne diye öldüremeyesiniz!” dedi.[77]

Huzâalar geri çekile çekile Mekke’ye girdiler ve Huzâalardan Büdeyl b. Verkâ ile köle Râfi’in evler­ine sığındılar.[78]

Büdeyl b. Verkâ’nın evine sığınanlar, Huzâalardan kadınlar, çocuklar ve zayıf kimselerdi.

Benî Bekrler, onlan Büdeyl b. Verkâ’nın evine sığınmak zorunda bıraktılar.

Oraya sokuluncaya kadar da, onlan öldürmekten geri durmadılar.[79] Bu hadise, Hudeybiye mua­hedesinden onyedi-onsekiz ay sonra idi.[80]

Kureyş Müşriklerinin Yaptıkları İşin Sonucunu Düşünerek Korkuya Düşmeleri

Benî Bekrleri gecelen gizlice desteklemiş olan Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, sabah karan­lığında gelip evlerine girmişlerdi.[81]

Onlar, geceleyin yaptıkları yardımı hiç kimsenin görmediğini, bunu Peygamberimiz Aleyhisselamin bilmediğini, bilemeyeceğini sanıyorlardı.[82]

Sabaha çıkıp da, Râfi1 ile Büdeyl’in evine sığınmış olan Huzâalardan yirmi erkeğin sığındıkları evin kapılarının önünde boğazlanmış olduklarını görünce, Kureyş müşriklerinin akıllan başlarından gitti, yüreklerine korku düştü. Yaptıklarına çok pişman oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselamla aralarındaki mütareke ve muahedeyi bu tutum ve davranışlarıyla bozmuş olduklarının anlaşılacağını anladılar.[83]

İbn Lût ed-DPlî, söylediği bir şiirde; Huzâalan Râfi1 ve Büdeyl’in evlerine sokup onlara uzun günler geçirttiklerini, kendilerini koç boğazlar gibi boğazladıklarını övünerek dile getirir.[84]

Beni Bekrier, Huzâalan Budeyl ile Râfi’in evlerinde üç gün hapsettiler.[85]

Nevfel b. Muaviye’ye gizlice yardım eden Kureyş müşriklerinden Süheyl b. Amr:

“Sana ve senin adamlarına yaptığımız yardımı gördün!

Huzâalardan sağ kalıp da öldürmek istediğin kimseleri öldürme artık!

Biz onlar hakkında senin bu arzuna uyucu değiliz! Onları bizim için serbest bırak!” dedi.

Nevfel:

“Olur!” dedi ve serbest bıraktı.

Huzâalar çıkıp gittiler.

Kureyş müşriklerinden Haris b. Hişam’la Abdullah b. Ebi Rebia; Safvan b. Ümeyye’ye, Süheyl b. Amr’a ve İkrime b. Ebu Cehil’e gidip:

“Sizin bu yaptığınız şey o mütareke ve muahedeyi bozmaktır!” diyerek, onları Benî Bekrlere yapmış oldukları yardımdan dolayı kınadıktan sonra, Ebu Süfyan’ın yanına vardılar.[86]

Ebu Süfyan, o sırada, Şam’dan gelmiş bulunuyordu.[87]

Haris b. Hişam’la Abdullah b. Ebi Rebia, ona:

“Bu, düzeltilmesi gereken bir iştir.

Vallahi, bu iş düzeltilmezse, muhakkak, Muhammed ashabıyla birlikte gelip bizi Mekke’den zorla sürer, çıkarır!” dediler.

Ebu Süfyan, karısı Hind binti Utbe’nin bir rüya gördüğünü söyledi ve:

“Doğrusu, o rüya benim hiç hoşuma gitmedi. Ben onu korkunç buldum: Onun başımıza bir kötülük getirmesinden korktum!” dedi.

Kendisine:

“Nasıl bir rüya imiş bu?” diye sordular.

Ebu Süfyan:

“Hind, rüyasında Hacun’dan bir kanın uzun müddet akıp Handeme dağında durduğunu, sonra da bu kanın yok olup gittiğini görmüş!” dedi.

Onlarda bu rüyadan hoşlanmadılar ve:

“Kötü birşey!” dediler.

Ebu Süfyan, işin kendileri için hiç de iyilik getirmeyeceğini anlayınca:

“Bu iş, vallahi, ne içinde bulunduğum, ne de bir müddet bulunup bıraktığım bir iştir. Bunun sorum­luluğu, benim üzerime yüklenemez!

Vallahi, bu iş ne bana danışılmıştır, ne de vukuunu işittiğim zaman onu benimsemişimdir!

Vallahi, Muhammed bize savaş açar ve bütün bu işleri benden sanırsa, hakkı vardır!

Herhalde, bu işi haber almadan önce Muhammed’in yanına vanp mütarekenin müddetini arttırmak, muahedeyi yenilemek hususunda kendisiyle görüşmem gerekecek” dedi.[88]

Abdullah b. Sa’d b. Ebi Şerh, onlara:

“Benim bu hususta bir görüşüm ve kanaatim vardır ki, ona göre; Muhammed sizin için savaştan daha kolay olan üç şeyden birini seçmekte sizi serbest bırakacak, onlardan birini seçtiğiniz takdirde özrünüzü kabul edecek, size savaş açmayacaktır” dedi.

Müşrikler:

“Nedir bu şeyler?” diye sordular.

Abdullah b. Sa’d:

“Ya Huzâalardan, öldürülen yirmiüç kişinin kan bedellerinin gönderilmesini, yahut aramızdaki mua­hedeyi bozan kimselerle ittifak ve ilişkinin kesilmesini, ya da size karşı savaşılmasını kabul edersiniz!

Bunlardan hangisi elinizden gelir?” dedi.

Süheyl b. Amr:

“Benî N üfâseler hakkındaki ahd ve akdden geri durmak, bize hepsinden kolay gelir!” dedi.

Şeybe b. Osman:

“Benî Nüfâselere kızdın da, dayıların olan Huzâalan korudun!

Onları öldürmek bizim için daha hayırlı, daha kolaydır!” dedi.

Kurata b. Abdi Amr:

“Hayır! Vallahi, biz ne kan bedeli öderiz, ne de Nüfâseler hakkındaki ahd ve akdimizden el çekeriz!

Fakat, biz onunla [Muhammed Aleyhisselamla demek istiyor!] savaşırız!” dedi.

Ebu Süfyan:

“Bu görüş, hiçbir şey değildir!

Bizim için yerinde ve uygun olan görüş; Kureyşîler ahdi bozmak veya mütareke süresini kesmekle suçlanıyorsa, bunu bizim nza ve muvafakatimizi almadan, bize danışmadan bir cemaat yapmışsa, bun­dan bize ne?’ diyerek inkâr yolunu tutmaktır!” dedi.

Kureyş müşrikleri:

“Yerinde olan görüş işte budur! Daha başkası yok!” dediler.[89]

Bütün olan bitenleri inkâr yoluna saptılar.

Ebu Süfyan:

“Ben bu işte hiç bulunmadım. Bu hususta benimle bir görüşme de yapılmadı.

Doğrusu, yaptığınız bu işi ben hiç beğenmedim! Size bundan dolayı karanlık bir gün geleceğini sanıyorum!” dedi.

Kureyş müşrikleri, Ebu Süfyan’a:

“Sen Muhammed’e git![90] Muahedeyi yenile! Halkın arasını bul![91]

Vallahi, biz muahedeyi bozmadık! Çarpışma yapmadık! Ancak, onlara yardım ettik: Onların su ihtiyaçlarını karşıladık!” dediler.[92]

Bununla beraber, Huzâalara karşı Benî Bekrlere yaptıklan yardımla muahede hükmünü bozmuş olmaktan da korktular durdular.[93] Çok pişman oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselamın, savaşmadıkça, kendilerini bırakmayacağını anladılar.[94]

Huzâaların Yardım Dileklerini Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine’den Cevaplayışı

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Meymûne binti Hâris’in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, onun evinde gecelediği ve namaz için kalkıp abdest aldığı sırada, üç kere:

“Lebbeyk! Lebbeyk! Lebbeyk! (Davetine icabet ediyorum! Davetine icabet ediyorum! Davetine ica­bet ediyorum!)”

Üç kere de:

“Nusirte! Nusirde! Nusirte! (Sen yardım olundun gitti! Sen yardım olundun gitti! Sen yardım olundun gitti!)” buyurdu.

Hz. Meymûne:

“Sen sanki bir insanla konuşuyorsun! Yanında bir kimse mi var?” diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Şu Ka’b oğullarının recez okuyucusu, feryad ederek bana sesleniyor ve imdatlarına yetişmemi istiyor! Kendilerine karşı Kureyşflerin Benî Bekrlere yardım ettiklerini söylüyor!” buyurdu.[95]

Peygamberimiz Aleyhisselam, hadisenin vuku bulduğu gecenin sabahında da, Hz. Âişe’ye:

“Huzâalarda bir hadise çıktı!” buyurdu. [96]

Hz. Âişe:

“Yâ Rasûlallah! Kılıç kendilerini yok etmişken, Kureyşîler, seninle aralarındaki muahedeyi bozmaya mı kalkıştılar dersin?” diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Onlar, Allah’ın olmasını dilediği iş için, muahedeyi bozdular!” buyurdu.

Hz. Âişe:

“Yâ Rasûlallah! Bu iş hayırlı mıdır, yoksa zararlı mıdır?” diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Hayırlıdır!” buyurdu. [97]

1-MEKKE’NİN FETHİ:Fetih Seferinin Tarihi ve Mevkii

2-MEKKE’NİN FETHİ: Abdulmuttalib’le Huzâalar…

Yarın: Huzâaların Medine’ye Gelişi 
KAYNAK:İSLAM TARİHİ’nden alıntılanmıştır: Yazar: ASIM KÖKSAL

Mekke’nin Fethi eserinde edinilen kaynaklar:

[55] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 783.

[56] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 31, 32.

[57] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 2, s. 361, Ffruzâbâdf, Kâmûsu’l-muhft, c. 2, s. 1 58.

[58] Yâkût, Mu’cemu’l-büldân, c. 1, s. 125.

[59] İbn İshak, İbn Hişam , c. 4, s. 32, Taberî, Târîh, c. 3, s. 111, İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 224, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 1 64, Zehebî, Megâzî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 279.

[60] Vâkidf, Megâzî, c. 2, s. 783, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 239, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 278.

[61] Beyhakî, Sünenü’ l-kübrâ, c. 9, s. 120.

[62] Belâzurî, Fütûhu’l-büldân, c. 1, s. 42.

[63] Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 233, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 278.

[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 32, Taberî, c. 3, s. 111, İbn Hazm, s. 224, İbn Esîr, c. 2, s. 239, İbn Seyyid, c. 2, s. 164, Zehebî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 279.

[65] Vâkıdî, c. 2, s. 783, İbn Sa’d, Tabakâtü’l-kübrâ, c. 2, s. 134.

[66] Vâkıdî, c. 2, s. 783, İbn Sa’d, c. 2, s. 1 34, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 234, İbn Seyyid, c. 2, s. 1 64, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledün-niye Şerhi, c. 2, s. 289.

[67] Vâkıdî, c. 2, s. 783, İbn Sa’d, c. 2, s. 134, İbn Seyyid, c. 2, s. 164, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 289, 290.

[68] Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 234.

[69] Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 234, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 289.

[70] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 32.

[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 32,33.

[72] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 32, Taberî, Târîh, c. 3, s. 111, İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 244, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 164, Zehebî, Megâzî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 279.

[73] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 783.

[74] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 32, Vâkıdî, c. 2, s. 783, Taberî, c. 3, s. 111, İbn Hazm, s. 224, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, c. 2, s. 164, Zehebî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 279.

[75] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 783.

[76] Zehebî, Megâzî, s. 437.

[77] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 32, Vâkıdî, c. 2, s. 783, Taberî, c. 3, s. 111, İbn Hazm, s. 224, İbn Esîr, c. 2, s. 239, İ bn Seyyid, c.2, s. 164, Zehebî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 279.

[78] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 33, Vâkıdî, c. 2, s. 783, Taberî, c. 3, s. 111, İbn Hazm, s. 224, İbn Seyyid, c.2, s. 164, Zehebî, s. 437, Ebu’l-Fidâ, c. 4, s. 279.

[79] Musa b. Ukbe’den naklen Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 234, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 281.

[80] Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c. 5, s. 6.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/306-309.

[81] Vâkidf, Megâzî, c.2, s783.

[82] Vâkidf, c. 2, s. 783, 784, Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve, c.5, s. 6, Halebî, İnsânu’l-uyün, c. 3, s. 4, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledün-niye Şerhi, c. 2, s. 290.

[83] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 783,784.

[84] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.4, s. 34, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 792.

[85] Vâki dr, Megâzî, c.2, s. 792.

[86] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 784, Zürkânf, Mevâhibü’l-ledünniye Şerhi, c. 2, s. 290.

[87] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 374.

[88] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 785.

[89] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 787, 788, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 2, s. 290.

[90] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 788.

[91] Ebu Yusuf, Kitâbu’l-harac.s.212, Belâzuıî, Fütûhu’l-büldân, c. 1 ,s.44.

[92] Belâzurî, Fütûhu’l-büldân, c. 1, s. 44.

[93] Ebu Yusuf, Kitâbu’l-haraç, s. 212.

[94] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 784,785.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/309-312.

[95] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 784,785.

[96] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 784,785.

[97] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 784,785.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 6/313.



Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir