İman Ve İtaat



İman Ve İtaat

1- İtaat İçin İlim ve İnancın Lüzumu

İslam, Allahu Teala’ya itaat demektir. Aklı selime göre, hayata ait muayyen temel meseleler bilinmeden ve bunlara tam manasıyla iman edilmeden Allahu Teala’ya itaatın sağlanması mümkün değildir. Bu meseleler nelerdir? Ve insanın Allah yoluna uygun olarak hayatını düzenlemesi için başlıca ne gibi esaslı bilgilere ihtiyacı vardır? fiimdi bu husustan bahsedeceğiz.

Her şeyden evvel, Allahu Teala’nın varlığına sarsılmaz imanla bağlı olmak gerekir. Çünkü; bir kimse Allahu Teala’nın mevcudiyetine sağlam, katıksız, imanda bulunmadan O’na nasıl itaat edebilir?

Sonra Allahu Teala’nın ne gibi sıfatları bulunduğunun bilinmesi gereklidir. İnsanı, en asil insani hususiyetleri benimsemeye ve hayatını faziletli ve İslami tarzda düzenlemeye bu ilahi sıfatlar iktidarlı kılar. Eğer bir kimse kainatın yaratıcısı, hakimi ve muhafızı olan Allahu Teala’nın birliğine vakıf değilse ve hiçbir şeyin ve hatta ilahi kuvvet ve iktidar sıfatlarının bile O’na şirk koşulamıyacağını bilmiyorsa; o vakit o kimse sahte tanrıların pençesine düşebilir ve himayelerini niyaz için bu sahte tanrılara tabi olur. Fakat tevhide -Allah’ın birliği- dair ilahi sıfata vakıf olursa böyle bir hataya düşmesine en ufak ihtimal mevcut kalmaz. Keza, bir kimse Allahu Teala’nın (ilmiyle) her yerde hazır ve her şeyi bilmekte olduğunu, umumi ve hususi hayatımızda yaptığımız her şeyi; hatta dilimizle söylemeyip aklımızdan geçirdiklerimizi bile görmekte, işitmekte nasıl olur da Allah’a karşı göz yumup itaatsizlikte bulunabilir? O, kendisini daima teftiş ve kontrol altında hissedecek ve bu sebepten en uygun şekilde davranacaktır. Fakat ilahi sıfatlardan habersiz olan kimse, cehaleti dolayısıyla Allah’a karşı, itaatsizliğe sapabilir. Diğer bütün ilahi sıfatlar ile de aynı hal varittir. Hakikat şudur ki: İslam’a uygun yolu takip arzusunda bulunan kimse için, lüzumlu sıfat ve ehliyet ancak ilahi sıfatlara derin bilgi sayesinde elde edilebilir. O ilahi sıfatlar ki, insanın zihin, ruh, itikad, ahlak ve fiillerini temizler. Bu sıfatlardan yalnızca üstten şekilde bilgi sahibi bulunmak ve sadece akademik bilgi sahibi olmak öndeki vazife için kafi gelmez. Sinsi şüphelerden ve delaletten masun kalmak üzere, insanın kalp ve zihninde kök salmış derin bir imanın mevcudiyeti şarttır.

Buna ilaveten; Allah’ın rızasını aramak üzere takip edilecek hayat tarzına ait teferruatın da bilinmesi lüzumludur. Bir kimse Allahu Teala’nın istediklerini ve istemediklerini bilemeden iyi yolu nasıl seçip benimseyebilir. Bir kimse Allah’ın kanununu bilmezse, onu nasıl takip edebilir? Böylece Allah’ın kanunu ve emir buyrulan hayat prensiplerini bilmek de bu bakımdan son derece mühimdir.

Fakat sadece bilgi de kafi değildir. Onun, Allah’ın kanunu olduğuna ve kurtuluşun ancak bu prensiplere bağlı bulunduğuna insanın tam bir itikad ve itimadı bulunmalıdır. Çünkü, itikadtan mahrum bilgi insanı doğru yola sevkedemiyecek ve belki de o şahıs, itaatsizliğin çıkmaz sokağında kaybolup gidecektir.

Keza, bir kimse iman ve itaatla birlikte, imansızlık ve itaatsizliğin de neticesini bilmelidir. Eğer Allah’ın yolunu seçer ve temiz, faziletli ve itaatli bir hayat yaşarsa ne gibi nimetlere kavuşacağını bilmelidir.

İtaatsizlik ve isyan yolunu benimseyip takip ederse o vakit onu hangi feci ve ızdıraplı bir geleceğin beklediğini de keza bilmelidir. Böyle bir bilgi ölümden sonraki hayat için çok ehemmiyetlidir. Ölümün hayatın sonu olmadığını; yeniden dirilip Allahu Teala’nın mahkeme-i kübrasına getirileceğini; mahşer gününde mutlak adaletin tecelli edeceğini; iyiliğin mükafat, kötülüğün de ceza göreceği hakikatına insanın tereddütsüz inanıp itikad etmesi lazımdır. Herkes yaptığının karşılığını görecektir ve bu hal kaçınılmaz bir gerçektir. Bu böyle olacaktır. Allah’ın kanununa tam manasıyla itaat için mesuliyet hissi her yönü ile ehemmiyetli mahiyettedir.

Öbür dünya hakkında bilgiye sahip olmayan kimse itaat ve itaatsizliği ehemmiyetsiz farzedebilir. İtaat eden ile itaat etmeyenin aynı akıbetle karşılaşacağını düşünebilir. Çünkü her ikisi de öldükten sonra toz haline gelecektir. Bu tarz bir düşünceye sahip kimseden, fiilen itaat etmenin bölünmez parçası olan her türlü zahmet ve güçlüğe katlanması ve istikbalinin kendisine bu dünyada görünüş bakımından maddi ve moral eksiklik getirmeyecek olan günahlardan kaçınması nasıl beklenebilir? Bu zihniyetteki bir adam Allah’ın kanununu tasdik edemez ve tasdik edilmeyen kanunlara da itaat edilemez. Ahiret hayatına ve ilahi divana kuvvetle iman etmeyen kimse hayatta günah, cinayet ve kötülüğü üzerine çeken bu girdabın içinde sıkı ve sağlam tutunamaz. Çünkü şüphe ve tereddüt insanı faaliyet arzusundan mahrum eder. Ancak imanınız sağlam ise davranışlarınızda da sağlam kalabilirsiniz. Eğer tereddüte kapılırsanız sağlam ve sıkı kalamazsınız. Ancak takip etmekle hasıl edeceğiniz faydaları ve ona uymaktan katlanacağınız zarar ve ziyanları tam manasıyla anlamadan bir yolu can ve gönülden takip edemezsiniz. Böylece hayatı, Allah’a itaata sevk için iman ve imansızlık ile, ölümden sonraki hayatın geleceği hakkında derin bilgiye son derece ihtiyaç vardır.

İtaat yani İslam hayatı yaşamak isteyen biri için bunlar bilinmesi şart olan hususlardır.

Kaynak: Mevdudi Külliyatı – EBUL ALA MEVDUDİ

>>>>Bir Sonraki Konu: İmanın Tarifi  görüşmek üzere, inanankalpler.Net‘de kalıp, bizi takip edebilirsiniz….>>>>>

Mevdudi Külliyatından Diğer Konular

İslam İsmi Nereden Geliyor ? İslam Nedir?

İslam’ın Mahiyeti- İslam’ın Özü

Küfür Nedir? Münkir kimdir ? Kafir Kimdir ?

Küfür Ne kadar Zarar Verebilir?

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir