Ümitsiz Ve Nankör, Şımarık Ve Böbürlenen Kişi Nasıl Olur?



Ümitsiz Ve Nankör, Şımarık Ve Böbürlenen Kişi Nasıl Olur - www.inanankalpler.net

Bismillâhirrahmânirrahîm

9-Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
10-Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, “Kötülükler benden gitti” diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.
11-Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
Hud Suresi 9-10-11 

Meal – Diyanet Vakfı Meali 

Hud Suresi 9-10-11. Ayetlerin Tefsiri:

İnsanın bu sefil nitelikleri burada kafirlerin de aynı durumda olduklarını sergilemek için zikredilmiştir. Rasulullah (s.a) onları Allah’a isyanlarının sonuçlarına karşı uyarınca, onunla şu mealde alay etmişlerdi: “Deli misin sen? Bizim kudret ve refahımızı görmüyor musun? Hayatın bütün nimetlerini tatmakdayız ve çevremizdeki herşeye ve herkese hükmetmekteyiz! Nasıl oluyor da bize gelecek bir azaptan haber verebiliyorsun? Hangi gerekçeyle?”

Yukarıda zikredilen böbürlü davranış bu ayette sözü edilen sefil insan karakteriyle ilgilidir. Bu karakter şudur: İnsan, tabiatı gereği sathi, sun’i bir yapıya sahiptir ve derin düşünceden çekinir. Bu yüzden refaha erip kudret sahibi olduğunda zevkine düşkün, kibirli ve böbürlü bir hal alır. O kadar ki, herhangi bir ihtimalin bu mutlu şartları sona erdirebileceğini hayal etmek bile istemez. İşler bir gün tersine döndüğünde de, umutsuzluğun heykelleşmiş biçimi haline gelir ve orada, burada, her yerde kötü talihinden şikayete başlar. Hatta Allah’ı suçlamaktan, O’nun uluhiyetine hakaret etmekten bile geri durmaz. Fakat talihi tekrar döndüğü zaman uzak görüşlülüğü ile, bilgi ve başarıyla övünmeye başlar. Kafirlerin, Rasulullah’a (s.a) cevap yetiştirmeye çalışırken böyle sathi ve sun’i bir karakter sergilemelerinin nedeni budur. Allah’ın cezalarını tecil ettiğini unuturlar. Oysa Allah, bu mühleti onlara içinde bulundukları saçmalık üzerinde düşünebilmek, kendilerine tanınan bu süre içinde yollarını belirleyebilmek ve kendilerini, refahlarının derin temelleri olduğunu ve bundan sonra da hep olacağını sanıp aldatmasınlar diye vermiştir.

Burada “sabır” (tahammül) kelimesi daha önceki ayetlerde zikredilen sathilik vs. gibi nitelemelerin zıddı olacak şekilde “sebat” anlamını da içermektedir. “Sabır/sebat gösterenler” hayatın dalgalanışlarına rağmen amaçlarında sabit-kadem olanlardır. Onlar şartların değişmesinden etkilenmezler; aksine benimsedikleri haklı, ma’kul ve doğru tavırlara sıkı sıkıya yapışırlar. Güç, refah ve isim kazandıklarında kendilerine bir hava vermezler, sarhoş olmazlar, şımarıp kibirlenmezler. Buna karşılık işler tersine dönüp şartlar olumsuzlaştığında da, şartlara yenilmezler, onların altında ezilmezler. Kısacası, her iki durumda da sabır/sebat gösterip bu ilahi imtihandan alınlarının akıyla çıkarlar.

Bu Allah’ın böylelerine gösterdiği lütfudur. Onların kusurlarını bağışlar ve onlara iyi amellerinden ötürü mükafat verir.

Tefsir: Tefhimu’l Kur’an

Şükür Ve Nankörlük

Refaha Nankörlükle Zorluğu İsteyen Kavmin Helakı

Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir