Cennetteki Müttakîler




Cennetteki Müttakîler
325 kez görüntülendi

Bismillâhirrahmânirrahîm


51/52/53- Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Karşılıklı oturarak ,ince ipekten ve parlak atlastan giyerler.
54- Böyle olduğu gibi biz onları,ayrıca iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
55- Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
56-Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azâbından korumuştur.(Sürekli hayata kavuşmuşlardır).
57-Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte o, büyük kurtuluştur.

Diyanet Vakfı Meali – Duhân Suresi/51-57

Ayetin Tefsiri:

51. “Emin makam” ile hiçbir korku duyulmayan, tehlike ve endişe hissedilmeyen, zahmet bile çekilmeyen bir yer kastedilmektedir. Nitekim Rasulullah bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Cennet ehline denilecek ki, sizler burada hiç hasta olmayacak, daima sıhhatli kalacaksınız. Ölüm de yok, ebedi yaşayacaksınız. Sıkıntı duymayacak, hep huzur içinde olacaksınız. Yaşlanmayacak, hep genç kalacaksınız.” (Müslim; Ebu Hureyre, Ebu Said b. Hudri’den nakletmiştir.)

53. “Sundus” ince ipek kumaş için, “istebrak” ise Farsça bir kelimeden türetilmiştir. Çok parlak atlas için kullanılır.

54. “Hurin Îynin” ifadesinde geçen “HUR” kelimesi Hevra’nın çoğuludur. Hevra ise beyaz kadınlar için kullanılır. “İyn” ise “ayn” kelimesinin çoğuludur. Bu kelime ise iri gözlü kadınlara atfen kullanılır.

55. “Aminîn” kelimesi ile cennet ehlinin, cennette arzu ettiği herhangi bir şeyi hizmetçilerden çekinmeden isteyebileceğine ve istediklerinin de hemen kendilerine verileceğine işaret edilmektedir. Öyle ki, kişi, dünyadayken, değil bir otelde, kendi evinde bile o kadar rahat bir şekilde arzu ettiği şeyi isteyemez.

Cennette ise mü’minler hiç düşünmeden arzu ettikleri herşeyi isteyebileceklerdir. Ayrıca orada hiçbir şeyin eksikliğini de hissetmeyeceklerdir. Çünkü cennette mal Allah’ındır ve kullarının onu dilediğince kullanma izni vardır. Allah’ın hazineleri tükenmeyeceği için bir sınır da konulmamıştır.

56. Bu ayette iki husus dikkate değerdir. Birincisi, cennetin nimetleri sayıldıktan sonra cehennem azabından kurtuluşun ayrıca zikredilmiş olmasıdır. Oysa cennete girmek, zaten kendi başına cehennem azabından kurtulmak demektir. Ancak burada cehennem azabından kurtuluşun ayrıca zikredilmesinin nedeni, Allah’ın, kullarına kendisine itaat etmekle ne kadar büyük bir felaketten kurtulduklarını ve cennetin nimetlerine kavuştuklarını hatırlatmak istemesidir. İkincisi, Allah’ın, insanları, cehennem azabından kurtulmalarının ve cennetin nimetlerine kavuşmalarının sadece kendi gayretleriyle olmadığı, bilakis kendisinin bir lütfu olduğuna işaret ederek ikaz etmesidir. Bu ikazın yapılmasıyla birlikte, Allah’ın fazl ve lütfu olmaksızın bu saadetin elde edilemeyeceği vurgulanmaktadır. Yani, cennet insanların salih amellerinin bir sonucudur, ancak salih ameller de Allah’ın yardımıyla insanlara nasip olur. Ayrıca insanoğlu ne kadar salih amel işlerse işlesin mükemmeliyete erişemez ve mutlaka bir eksik tarafı vardır. O kulun eksikliklerine göz yumması ve gayretlerini değerlendirerek mükafatlandırması Allah’ın bir lütfudur. Şayet Allah, inceden inceye kullarını hesaba çekecek olsa, cennete girecek hiçkimse bulunamaz. Aynı hususu Hz. Peygamber (s.a.) bir hadisinde şöyle açıklamıştır: “Salih amellerde bulunun ve gücünüzün yettiğince dürüst olmaya çalışın. Fakat şunu da bilin ki, hiçkimse sırf salih amellerinin yardımıyla cennete giremez. “Ya Rasulallah! Senin için de geçerli mi bu? diye soruldu. O da “Evet” diye cevap verdi. “Ben de sadece kendi amellerimin yardımıyla cennete giremem. Ancak Rabbimin lütfu müstesna. İşte o zaman cennete girebilirim.”

Tefsir – Tefhim’ul Kur’an



Konu Hakkındaki Yorumunuzu Yazabilirsiniz!

*