Bir Hidayet Yolu

Bir Hidayet Yolu

Torun, mini etekle güpegündüz sokakları arşınlarken, onun yanında tesettür içinde olan büyükanne tezat görünüşlerinden dolayı çevrenin bakışlarından rahatsız oluyordu. Tipik bir Türk ailesiydi onlar.

Tıpkı şiir üstadının mısralarında müşahade ettiğine denk… O da öyle söylemiyor muydu ?
“Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem,
Üst kat, elinde tesbih, ağlıyor babaannem
Orta kat, mavs oynayan annem ve aşıkları
Alt kat, kız kardeşimin tam tamda çığlıkları…”
Necip Fazıl Kısakürek – Muhasebe şiirinden

Ama kızın bu tablonun hüznünden hiç mi hiç nasibi yoktu. Yanındaki bir başörtülüden rahatsız oluyordu o kadar. Çünkü, anne ve babası tarafından evin yaşlı hanımının bütün çabalarına rağmen; “Ne yapalım ? Zaman böyle icap ettiriyor” mantığıyla gerçeklerden habersiz yetiştiriliyordu.

Arasıra büyükannenin Kur’andan ona okuduğu kıssalarda gözü yaşarsa da, sonra ayak uydurmaya çalıştığı hızlı yaşantı, onun hakikatlere kafa yormasını engelliyordu.

Büyükanne, bir gün ona bütün bu yaşadığı hayatın geçici olduğunu izah etmeye çalışmıştı. Genç kız sözlerini o bitirene kadar kesmeden dinlemiş, konuşmasının günah ve tövbe kısmında dayanamayıp sormuştu.

“- Demek günahlarımıza içten tövbe ettiğimizde, Allah mutlaka affediyor öyle mi büyükanne ?”

“- Elbette evladım. Kullarına “Ahdinizi mutlaka yerine getirin ” diye emreden Cenabı Hak, neden kendisi verdiği vaatleri yerine getirmesin ?”

“- Eh! O halde ben de biraz gençliğimi doya doya yaşadıktan sonra tövbe ederim olur biter.”

“- İstediğin yaşa kadar kalacağından emin misin kızım ? Sonra bir de daha mühimi var. Evet, Allah son nefese kadar tövbeyi kabul edeceğine söz veriyor ama o tövbeyi Azrail ansızın geldiği vakit söyleyebilmek, biraz alışkanlık ister. Ömründe hiç yazı yazmayı öğrenmemiş, harf tanımamış birine, son nefeste alfabeyi öğretmek veya bir kitaptan tek satır okutabilmek o kadar kolay mıdır ki ?”

Genç kız, düşüncelere dalmıştı uzun süre. Bu durumunu atlatması, etrafında durmadan dönüp duran çarka ayak uyduruverince güç olmamıştı…

Günlerden bir başka gündü işte. Aile toplu olarak bir akrabanın düğününe gitmişti. Evin kızı imtihanı yüzünden evde kalmayı tercih etti. Çalışırken, bir ara karnının acıktığını hissedip mutfağa gitmek istedi. Holden geçerken kapının önünde bir tıkırtı duydu. Annesigil geldi zannıyla tam kapıyı açmak için kapının koluna dokununca bir de fısıltı…

Kapı dürbününden dışarıyı gözetleyince birilerini gördü. İki yabancı adam alçak sesle aralarında konuşarak anahtar deliğini karıştırıyorlardı. Besbelli bunlar bunlar hırsızdı. Kızın dizlerinin bağı çözüldü birden. Elinin bir kaç santimetre ilerisine uzanıverip kilidin zincirini kapatmayı beceremedi. Dili kurumuş halde sesini çıkarmaktan bile acizdi. Neyse ki, onların kapıyı açmaları mümkün olmayınca kendisine asırlar kadar uzun gelen bir zamandan sonra sertçe “Kim O!” demeye cesaret edebilmişti.

Adamlar, içeriden gelen sesi duyunca telaşla asansöre koştular. O ise yerinden bile kımıldıyamamıştı hala… Değil kapıcı dairesinin düğmesine basmak, sürgüyü kapatıvermeyi dahi beceremiyordu titreyen elleriyle…

Ailesi geldiğinde, heyecanla hırsızlarla karşılaşmasına ramak kaldığı olayı anlattı. Anne ve baba, kızlarına sarılarak onun üzüntüsünü hafifletmeye çalıştılar. Büyükannesine gelince;

“-Gene de şanslısın hadi, şanslısın.” diyordu.

“- Hırsızlar içeriye giremediği için mi ?” diye sordu torun.

“- Tabii o da var.” diye cevapladı yaşlı kadın. “Ama asıl bu olay, sana çok önemli bir şeyi, hatta hayatın gerçeğini öğrettiği için şanslısın. Hırsızlar apansız geldiğinde heyecandan dilin tutuldu, bağıramadın değil mi? Elini kaldırıp kapının sürgüsünü bile kapatamadın ?”

O konuştukça, sözü nereye getireceğini merak ederek “Evet” anlamında sabırsızca baş sallıyordu kız. Büyük anne güldü;

“- Sana hayli vakit bırakan bir hırsıza hazırlıklı olmadığı için heyecandan nasıl davranacağını bilemedin. Ya gelen Azrail olsaydı ? O heyecanla tövbe etmek, aklına gelir miydi acaba bir düşün şimdi.”

Bu sefer gerçekten düşündü torun. Yaşamını en ince detaylarına kadar gözden geçirdi. Birkaç gün sonraysa…

Artık O da, ölüm meleğinin güleryüzünü görebilme uğruna, hayatlarını mükemmele çevirenler safına geçmişti.

Ölüm Rabbe Kavuşmaksa
Gıybet Kurbanları
Tilki İle Yılanın İbretlik Hikayesi



Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir