Sabır Ve Namaz




359 kez görüntülendi

Sabır Ve Namaz

Bismillâhirrahmânirrahîm

“Ey iman edenler, sabırla, bir de namazla yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.”
[Bakara-153]

Kur’an-ı Kerim’de sabır, tekrar tekrar zikredilir. Zira âlemleri yaratan Allahü Zülcelâl, insanların bunca nefsânî arzu ve isteklerin baskısı altında, doğru istikamette yürümelerinin zorluğunu, bunca çekişmeler içinde ve engeller karşısında hak davasını hâkim kılmanın azametini, fertlerin gerilen asaplarını, iç ve dış düşmanlara karşı bütün yardımcı kuvvetleri uyanık tutmanın zorluğunu çok iyi biliyor ve o yüzden bunlara karşı sabırlı olmayı emrediyor. Bütün bunlara karşı sabretmek gerek.

Allah’ın emirlerine karşı sabır!.. Günahlardan sakınmak için sabır!..

Hakka karşı gelenlerle cihad etmek için sabır!.. Her türlü hilekarlığa karşı sabır!.. Zaferin gecikmesine karşı sabır!.. Batılın çığırtkanlığına ve yayılışına karşı sabır!.. Yardımcının azlığına karşı sabır!.. Tehlikeli yolların uzamasına karşı sabır!.. Nefsin süfli arzularına karşı sabır!.. İnsanların inatçılığına ve sapıklığa meyline karşı sabır!..
Eğer meydanda tayin edilmiş bir müddet, iyi hazırlanmış yol azığı yoksa, zaman uzayıp, zorluklar artınca sabır azalır veya tükenir. Bunun için Allah Kur’an-ı Kerim’de sabırla namazı aynı paralelde zikrediyor.

Namaz; kurumayan bir kaynak, bitmeyen bir hazinedir.

Kalbi sükûnete ulaştırır ve azmi arttırır. Sabır ipi yalnız namazla uzar ve namazla birlikte olduğu müddetçe kopmaz. Namaz, sabra rızaullahı, tatlı yüzü, iç huzurunu, güveni ve yakini ekler.

Elbette şu zayıf, fani, tâkâti mahdut insanoğlunun büyük ve ebedi güç olan ilâhî kuvvete sarılması gerektir. Karşılaşılan iş insanoğlunun zayıf tâkâtini aşınca, mutlaka o büyük varlıktan yardım dilemek mecburiyetindedir. Nefsânî arzuları yenmenin, şehvâni duyguları yok etmenin, hak yolunda azimle yürümenin, fesad ve zulümle cihad etmenin zorlaştığı zamanlarda insanoğlunun o ezeli ve ebedi güce sarılmaktan başka çaresi yoktur. Şu mahdut, fani hayatta yollar uzayıp, şiddetler artar, hedefe bakınca henüz ön belirtilere bile rastlamadığı ve ömrün zevâle doğru yöneldiğini gördüğü zamanlarda elbette o bitmez, tükenmez ilâhi kuvvete sarılmak mecburiyetini duyar. Şer hareketlerin yayıldığı, hayır fiillerin gizlendiği, ufukta ışık belirtilerinin görülmediği, yolda işaretlere rastlanılmadığı zamanlarda elbette yöneliş yalnız O’na olacaktır.
İşte bu gibi dar zamanlarda namazın hüviyeti ortaya çıkar…

[Fîzılâl-il Kur’an]

 

Selam Ve Dua İle Hayırlı Cumalar…



Konu Hakkındaki Yorumunuzu Yazabilirsiniz!

*