Allah’ın Övdüğü Muhteşem Gece

Allah’ın Övdüğü Muhteşem Gece

    Bu gece öylesine muazzam bir gecedir ki hakikatini anlamak beşer idrâkinin çok üstündedir.

 

“ Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? ”
Avamın zihninde yaygın bulunan bu geceyle ilgili birçok efsane ve evhama takılma ihtiyacını duymadan belirtelim ki bu gece Allah’ın Kur’an’ı indirmeye başlamayı ihtiyar ettiği bir gece olması münasebetiyle son derece büyüktür. O gecede mevcudata nur fezayanı olmakta, insan vicdanında ve beşer hayatında Allah’ın ruhundan coşan selamet ırmakları akıtılmaktadır. Bu akîdenin ihtiva ettiği düşünce ve inançlar, edep ve hükümler hem yeryüzünde hem de insanların iç dünyasında huzuru yayar.

   Meleklerin ve bilhassa Cebrail’in Rablerinin izniyle inmeleri ve beraberlerinde bu Kur’an olarak gökyüzüyle yeryüzüne yayılmaları bu âlemşümul ihtifali surenin birkaç kelimesi akılları durdurucu bir ifadeyle tasvir etmektedir.
 Bugün biz birbiri ardı sıra gelen nesillerin ötesinden bu mübarek ve mutlu geceye göz attığımız ve o gecede yeryüzünün şahit olduğu fevkalâde ihtifali tasavvura çalıştığımız ve o gecede gerçekleşen meselenin hakikatini düşünüp zaman merhaleleri boyunca yeryüzünde, kafalarda ve gönüllerde meydana getirdiği tesirleri kavramaya çabaladığımız zaman gerçekten de son derece büyük bir gece olduğunu anlar, Kur’an’ı Kerîmin bu geceyle ilgili işaretindeki esrarın bir yanını idrak ederiz.
“Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? ” 
O gecede her şey hikmetlice ayrılmıştır. Ölçüler, esaslar ve prensipler o gece vazedilmiştir. Ve o gece fertlerin kaderlerinden ziyade milletlerin ve devletlerin kaderi hatta daha büyük bir olay gerçeklerin ve sistemlerin ölçüsü vazedilmiştir.
   İnsanlık bilgisizliğinden ve kötü talihinden dolayı Kadir gecesinin kadrini bilmemektedir. O hadisenin büyüklüğünü ve azametini görmezlikten gelmektedir. Ve bunu yitirdiği günden beri de Allah’ın nimetlerinin en üstün ve en güzelini yitirmiştir. Gerçek saadeti ve selameti kaybetmiştir. Vicdan huzurunu, evinin selametini ve toplumun saadetini kaybetmiştir. Hâlbuki bunları ona İslam vermişti. Bunu kaybettiğinden beri de kapısını açtığı maddi medeniyet ve imardan hiçbir şey onun kaybettiğinin karşılığını verememiştir. İnsanlık bunca gelişmesine hayat şartlarının ilerlemesine ve üretimin artmasına rağmen hala bahtsız, hala mutsuzdur.
  Çünkü bir kere ruhunu aydınlatan o güzelim ışığı söndürmüştür. Çünkü kendisini “Mele-i âlâ” uçurtan ve kanat gerdiren sevinci ve aydınlığı yok etmiştir. Çünkü ruhlara ve kalplere feyiz veren selameti yitirmiştir. Ruhunun semaya kanat germesini, gökyüzünün nuruyla aydınlanmasını, “Mele-i âlâ” ya uçup gezmesini sağlayan hiçbir şey elde edememiştir bir daha.
[Fîzılâl-il Kur’an]



Yorum Bırakabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir